Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Siirde Yasam
Home Hayatim Doga Sevgisi Unye'den Zile'ye Siirde Yasam Baris Manço Av ve Dagcilik Daldan Dala Makaleler Deprem Nazim Hikmet

 

 

ŞİİRDE YAŞAM
(Bu sayfa en son 26
Temmuz 2003 tarihinde güncellenmiştir.)

Şair değilim ama,
Yaşamım sürecimde nostaljik bir duygu bırakan unutulmaz anılarımı
şiirselleştirmek isteğiyle sık olmasa da arada bir gelenek dışı nazım denemeleriyle
bu anıları kalıcı yapmayı hep istemişimdir.

Şiir bir mesaj içermeli ve okuyucusuna kısa bir hikâye ile verilmeli
ve bu hikâyeye uygun arka plân resmiyle de daha bir anlamlı kılınmalı diye düşünüyorum.

 Sözle söyleneceklerin en âlâsı şiirle anlatılır. Duygu baskısı altında insanın can evine kıyan
bir hasret, uzun zaman gönülde yatar ve pırlanta haline gelir.
                                                                                                                                                   Halikarnas Balıkçısı - Mavi Sürgün, 8. Basım, Ağustos/1993, 30. sh.

İlk şiir denememi 1965 yılında Ünye İnönü İlkokulu IV. Sınıf'ta derste iken ani bir kararla kaleme almıştım.
Öğretmenim Leman Korkmaz Hanımefendi bu şiiri yazdığımı fark etmiş ve okumamı istemişti.
Herkeste beğeni kazanan bu dizelerin o anda yazıldığına kimseyi inandıramamıştım.

      UFUK

Yerle göğün birleştiği
Mavi deniz, kara parça ...
Gemilerin bacasından
Tütüyor duman sağa sola.

Neler geçti bilseniz?
Okyanus, Karadeniz ..

Beyaz köpükleriyle
Ufukları andırıyor,
Yerle göğün birleştiği
Mavi deniz, kara parça.
                                      Ünye/1965 - İnönü İlkokulu, IV. Sınıf

Korkma sevdalanmaktan, yaşa sonuna dek,
aksın aşk kırmızısı, umut mavisi, ölüm karası, tutku yeşili...
Aksın ki, doğsun şiirler; her saat başı yeni, yakıcı, vurucu, baş döndüren, gönül çelen,
akıl alan, yürek burkan, bıçak kesen, öfke söken, umut çakan...
Şiirler yağsın başımıza gökten, damla damla, sulu sepken, dolu dolu, lâpâ lâpâ, bardaktan boşanırcasına sert, çisil çisil yumuşak... Şiirler çaksın gürültüyle, şiirler düşsün mor alevli, şiirler ebemkuşağı, şiirler günebakan...
Şiirler toplansın yağmur yüklü başımızın üstünde...
                                                                                                                                            Buket UZUNER - Şairler Şehri, 2. Basım, Haziran/1994, Sh. 56 - 57.

BİRİCİK EŞİME ...
14 Şubat 2001 Sevgililer Günü'nde her yıl olduğu gibi
eşimi hatırlamamam mümkün olamazdı. Bu yıl da bir buket sevgi çiçeğini aşağıdaki dizelerle süslemek istedim. Geçen ömür vuslat gibi sevgiyle dolmuştu mâzimin coşkusuna ...

SEVGİLİLER GÜNÜNDE ...

                    Bulut kümesi sessizliğinde mevsim sabahı.

                    Yudumlanır duygular kadehte,

                    Geride tek bir damla, akar maziye... anlamsız!

 

                    Sevgi yumağı içtenliğinde ömrün baharı.

                    Kucaklaşır anılar albümde,

                    Ufka bakan bir çift göz, dalar ummana... yalansız!

 

                    Renk cümbüşü açmazında rüya tufanı.

                    Konuşur sevgililer gizlerde,

                    Kalbi saran sıcaklık, dolar sineye... kuşkusuz!

 

                    Gülsü buket sarımında aşk yuvası.

                    Yol alır ümitler düşlerde,

                    Gönülde muhabbet, açar kanadın... büyüsüz!

 

                    Verandada uzanan sen, sevgili eşim...

                    Olsun şiirlerle dizeler, bu gecende metresim!

                                                                                                                    M. Ufuk MİSTEPE
                                                                                                  
 
14.02.2001/Çarşamba -
Ankara/15:30

        

17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nin derin izlerini Bolu'da yaşayarak hissetmiş
ve bu müthiş sarsıntıyı zihinlerde kalıcı kılabilmek amacıyla aşağıdaki dizeleri kaleme almıştım.

wpe10.jpg (4834 bytes)       wpe12.jpg (6362 bytes)       wpe1.jpg (6424 bytes)

DEPREM İKLİMİNDE ...

Ruhları sarsan keder, felâkete mi haber?

Rehavet çöken ızdırâba soluk mudur sesler?

Suskunluğunda sensiz, gaflet uykusunda esefler ..!

Yer yer ürperirken canhıraş sesler geceden geceye ...

Battı diyorlar ama, vuslat yine doğacak,

Bir meçhûl an ki karşımıza çıkacak!

Anladım Sen’den gayri her şey aldatan serâp!

Karanlığı delerken çığlıklar yine perdeden perdeye ...

Herkes uykuda halâ, emel derin bir umman,

Uyan ve kendine gel! Akıp gidiyor zaman,

Derken gelmeden ecel! Mümkünse erken davran!

Noktalansın bu hayat, ölüm gelse de pençeden pençeye ...

Lûtf u gazabı birleştiren bir hercümerç ki çok kanlı ..

Tûfanla yok olan milletten daha buhranlı.

Harâbolan dünyada yere göğe sığmayan delikanlı

Çileyle baş başa, sonsuza uçan her serçeden serçeye ...

Ey hayâllerde halâ parıldayan manâlar;

Bu kara yalnızlıkta bir yığın ızdırâb var ...

Yerle göğün raksında geceyi yutan canavar!..

Bedbinlik, ümîdsizlik sarmış tenleri inceden inceye ...

Ve beklenen mutluluk ölümün verâsında ...

Ruhların beklediği zirve ufkun rüyâsında.

17 Ağustos’lar gözyaşı, hüzün vurmasında.

Tam vuslat deminde ışığım saçılır, hüzmeden hüzmeye ...

Sarsılıyor her an gönül kubbesi şimdi;

Ruhlara uğursuzluk sindi, sanki belâ indi.

Elimde ümîd kâsem kıpkızıl kanla doldu,

Gör ki ateş düştüğü yeri yakar, dualar sîneden sîneye ...

Alnını yere koyup, inlesin inananlar;

Gönlünde Rahman’ı duyup, ağlasın uyananlar..!

Gece koyulaşsa da bugün, önünde saf duranlar

Ay uykuya dalıp giderken, ezanlar cepheden cepheye ...

                                                                                                                                                    M. Ufuk MİSTEPE

                                                                                                                                                    02.09.1999/BOLU

DOST,
Onunla birlikteyken gerçekten olduğun gibi görünebileceğin, ruhunun tüm gizliliklerini
ona anlatabileceğin biridir. Onunla beraberken kendini korumana gerek yoktur.
                                                                                                  Jean Jacques Rousseau - Bütün Dünya Dergisi, 2001/08, 92. sh.

Şöyle diyor Ruskin : "Kendimize dost seçeceğiz.
En iyilerini seçmek istiyoruz, ama nerede bulacağız o dostları?
Talihimiz yâr olursa, uzaktan görebiliriz büyük bir şairi, sesini duyabilirsek ne devlet...
                                                                                                                                  Cemil Meriç - Bu Ülke, 9. Baskı, İst./1998, 106-107. sh.

                         UFKÎ BİR RASTLANTI...
Tükenmişlik bir yaşam biçimiyse eğer ?
  Bil ki tükenmişim yalnızlığımda...
   Uzatırken bakışlarımı derinliklerine çirkefin
     Çıkıverir bir cevher kokuşmuş benliklerden
       Derken çağrışan vezinler ufkun girdabında...
 
                 Bir ışıltı yükseldi ümitsizliğe salınmışken!
      Esintilerde uçuşan duygularım kabardı sonsuzlukta.
   Tuzlayabilir miydim hançerlediği bağrı çetin mısraların..
Er geç güllerin saçılacağı dost bakışlarda?
 
         Gizemli koylara çekti kürk mantoya sarılıvermiş mısralar,
  Çıplak sessizliğindeki çakıl taşlarını kıpırdattı birden.
    Kalemim Borges’in ellerinde titremeye başladı yeniden!
      Tâ ki dost bilip tutamadığım o çerçevesiz manâlarda...

M. Ufuk MİSTEPE
26.09.2000/Salı - Ankara - 14:30

 

ASKERLİK HÂTIRALARIM ...

Askerliğimi Tuzla Piyade Okulu'nda yaptığım yıllarda eşime olan hasretimi şu mısralar ile dile getirmiş ve ona olan özlemimi 4 kez her ay askerden firar etmek suretiyle göstermeye çalışmıştım.

CANDAN CANAN'IMA
Tuzla/13.02.1981 - Cuma, 17:30

                                                    Seni düşümde gördüm dün gece.

                   Sanki yıllar seni benden         Adın dudaklarımda Saliha'm.

                   Alıyormuş uzaklara.                Lüle lüle saçların oynarken,

                   Limelenmiş can evim,            Isterdim bir bûse dudaklarından.

                   Işte gör mahzun, kara.             Hülyâlarım tatlı bakışındı,

                   Hayat sensiz kör bir âlem,     Akardı sevgin gönlüme o an.

                   Âşıkım canım sana ...!            Meğer benimki candan da öte,

                                                                                   Aşkına cânım kurban.

 

FARKLI OLMAK
Şiirde farklı bir kalıbı deneme isteği duymuştum o gün.
İlk mısra bir harf ile başlayacak ve sonraki mısralar birer birer artacaktı ve azalacaktı.

ÇAN EĞRİSİ

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

23

22

21

20

19

18

17

16

15

14

13

12

11

10

9

8

7

6

5

4

3

2

1

O

Ve

Ene.

İşte,

Çağın

Gizemi...

Varlığa

Sesleniş!

Sonsuzluk

Çığlıkları !!!

Ölümsüzlüğe

Uçabilmişken

Aydınlıklarda

Bekleyenlerden,

Zulmetlerdeyken

Yetinmişliklerde

Şairleşenlerdeniz.

Ümitvarlılaşabilen

Cansiperâneliklerde,

Girişimciliğimizdeki

Kadirşinasçılığımızın

Hissikablelvukularında

Duyuverebilecek miydik ki

Bismillâhirrahmanirrahim?

Alacakaranlığında mıydık,

Maverâünnehirlerimizin?

Bilinmezleşebildiğini

Anlayabilmekte miydik?

Düşüncesizliklerden

Yakamozlaşılabilen

Yansıtmalardaydık.

Uçurtmalarımızın

Düşüncelerimizi

Renklendirmesi,

Ufuklarımızda

Süzülebilmek

Esinliğinde

Uçabilmesi

Rüyâ mıydı?

Serzeniş

Yalan mı?

Güller,

Yaşam

Arzu.

Düş

O?

O

Ve

Ene

İşte

Çağın

Gizemi

Varlığa

Sesleniş

Sonsuzluk

Çığlıkları !!!

Ölümsüzlüğe

Uçabilmişken

Aydınlıklarda

Bekleyenlerden

Zulmetlerdeyken

Yetinmişliklerde

Şairleşenlerdeniz.

Ümitvarlılaşabilen

Cansiperâneliklerde

Girişimciliğimizdeki

Kadirşinasçılığımızın

Hissikablelvukularında

Duyuverebilecek miydik ki

Bismillâhirrahmanirrahim?

Alacakaranlığında mıydık,

Maverâünnehirlerimizin?

Bilinmezleşebildiğini

Anlayabilmekte miydik

Düşüncesizliklerden

Yakamozlaşılabilen

Yansıtmalardaydık.

Uçurtmalarımızın

Düşüncelerimizi

Renklendirmesi

Ufuklarımızda

Süzülebilmek

Esinliğinde

Uçabilmesi

Rüyâ mıydı

Serzeniş

Yalan mı

Güller

Yaşam

Arzu

Düş

O?

O

Ve

Ene.

İşte,

Çağın

Gizemi...

Varlığa

Sesleniş!

Sonsuzluk

Çığlıkları !!!

Ölümsüzlüğe

Uçabilmişken

Aydınlıklarda

Bekleyenlerden,

Zulmetlerdeyken

Yetinmişliklerde

Şairleşenlerdeniz.

Ümitvarlılaşabilen

Cansiperâneliklerde,

Girişimciliğimizdeki

Kadirşinasçılığımızın

Hissikablelvukularında

Duyuverebilecek miydik ki

Bismillâhirrahmanirrahim?

Alacakaranlığında mıydık,

Maverâünnehirlerimizin?

Bilinmezleşebildiğini

Anlayabilmekte miydik?

Düşüncesizliklerden

Yakamozlaşılabilen

Yansıtmalardaydık.

Uçurtmalarımızın

Düşüncelerimizi

Renklendirmesi,

Ufuklarımızda

Süzülebilmek

Esinliğinde

Uçabilmesi

Rüyâ mıydı?

Serzeniş

Yalan mı?

Güller,

Yaşam

Arzu.

Düş

O?

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

23

22

21

20

19

18

17

16

15

14

13

12

11

10

9

8

7

6

5

4

3

2

1

Ene : Ben, Serzeniş : Sitem, Gizem : Sır, Zulmet : Karanlık, Hissikablelvuku : Önsezi
Yakamoz : Denizde fosfor parlaması, Cansiperâne : Özveriyle, Ümitvâr : Ümidi olan, Kadirşinas : Kıymet bilir,

 
                                                                                                                                                                                         Kasım/2000-Ankara

 

 Bazı dostluklar sevgi ve çile üzerine kurulur.
Bir ipekböceği kozası gibi örülür bu sevgi yumağı kalplerde ...
Ama bilinmeyen bir güç mutluluğa ket vurur daima ve yumak dağılmaya yüz tutar zamanla.
Sebebi nedir bilinmez? Kısa olur mutluluklar !
Aşağıdaki şiirim de bir serzeniştir bilinmezlikler koyunda bekleşen sevgilere ..

UNUTULUR SANMA !

Kaldırılamayan çok şey var!

Örneğin ağır bir yük,

Hele, zorla dimağını ...

Dostluğu kaldırabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa vefasızlıkta mı takıldın?

Bilinmezmiş sanma!

1

Silinemeyen çok şey var!

Örneğin acı bir hâtıra,

Hele, zorla geçmişini ...

Mesajları silebildim mi, diye sor kendine.

Yoksa tedbirsizlikte mi takıldın?

Küçülmedin sanma!

7

Çıkarılamayan çok şey var!

Örneğin inatçı bir leke,

Hele, zorla düşlerini ...

Gözden çıkarabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa düşüncesizlikte mi takıldın?

Duygusuzum sanma!

2

Yapıştırılamayan çok şey var!

Örneğin kırık bir kalp,

Hele, zorla buz parçalarını ...

Elimde tutabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa sevgisizlikte mi takıldın?

Kimsesizim sanma!

8

Söylenemeyen çok şey var!

Örneğin gizemli bir sır,

Hele, zorla belleğini ...

Sırdaş olabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa mutsuzlukta mı takıldın?

Sevgisizim sanma!

3

Vazgeçilemeyen çok şey var!

Örneğin dostça bir sevgi,

Hele, zorla aşklarını ...

Terkedebildim mi, diye sor kendine.

Yoksa yalnızlıkta mı takıldın?

Korkmadığını sanma!

9

Yazılamayan çok şey var!

Örneğin görülen bir düş,

Hele, zorla bakışlarını ...

Gülücüklere boğabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa nostaljide mi takıldın?

İlgisizim sanma!

4

Öğrenilecek çok şey var!

Örneğin kadınsı bir duygu,

Hele, zorla sevdalarını ...

İnatla susabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa suskunlukta mı takıldın?

Çıkmazdayım sanma!

10

Sevilemeyen çok şey var!

Örneğin aldatan bir dost,

Hele, zorla düşüncelerini ...

Yalnızlığı paylaşabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa aldatılmışlıkta mı takıldın?

Suçsuzum sanma!

5

Anlayamadığın çok şey var!

Örneğin ruhanî bir sevgi,

Hele, zorla âfakını ...

Sevgiyi anlayabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa bedensellikte mi takıldın?

Anladın sanma!

11

Çekilemeyen çok şey var!

Örneğin anlamsız bir dünya,

Hele, zorla gözyaşlarını ...

Sevgiyi yaşatabildim mi, diye sor kendine.

Yoksa arkadaşlıkta mı takıldın?

Bulurum sanma!

6

Unutulamayan çok şey var!

Örneğin yaşanmış bir anı,

Hele, zorlayıver mâzini ...

Özlemle öpebildim mi, diye sor kendine.

Yoksa pişmanlıkta mı takıldın?

Unutulur sanma!

12

                                                                                                                                                                    06.06.2001/11:33 Ankara - TMO

 Bazen söylemek isteyip de söyleyemediklerimiz, bakıp da göremediklerimiz vardır.
Anlatamadığım bu duyguların yelkenlerini, nazım deryasında tatlı bir esintiyle uçurayım dedim ..

VAR YA?

          Duygular

Gizem Dünyası’nda

Tutulmuşken aynasına sihrin

Gidiverir aşk girdabında semaya ..

Ve heyhat!

Bakıp da güzelliği görememek var ya?

          

          Erdemler

          Ufkun ötesinde

          Vurulmuşken prangasına zehrin

          Yanıverir el yordamında devaya ..

          Ey vuslat!

          Gezip de esenliği bulamamak var ya?

 

Yârenler

Dost meclisinde

Sarılmışken gergefine cehlin

         Dönüverir her bakışında cefaya ..

         Ah türap!

Bilip de dostluğu kuramamak var ya?

 

Sevgiler

                   Kuş yuvasında

Serilmişken sinesine yârin

         Dalıverir kalp atışında rüyaya ..

         Oy dilşad!

Sevip de okşamayı bilememek var ya?

 

İnançlar

Yaşam selinde

Açılmışken kalesine ilmin

Uçuverir bir şükürde Hûda’ya ..

Hû ya Rab!

Edip de yeminliği tutamamak var ya?

          

          Sezgiler

          Sevgi yumağında

          Tutunmuşken örtüsüne bezmin

          Giriverir şuh teninde zinaya ..

          Of şenaat!

          Görüp de çirkinliği diyememek var ya?

 

Şiirler

Umut uçuşunda

Dizilmişken âfakına ümidin

         Dönüverir her dizesinde verâya ..

         Ya sehap!

           Yazıp da edayı tadamamak var ya?

                                                                                                                     Ankara/19.10.2000

Heyhat : Yazık; Vuslat : Kavuşma; Gergef : Nakış gergisi; Cehil : Bilmezlik; Türap : Toprak; Şuh : Oynak; Dilşad : Gönlü şen, Sevinçli;
Bezm : İçki meclisi; Şenaat : Rezalet, Kötülük; Sehap : Bulut; Eda : Biçim, Şive; Verâ : Arka, Geri, Öte, Arka taraf; Âfak : Ufuklar.

İNCİR AĞACI
(Bu şiir Barış Manço’nun Dut Ağacı adlı güftesinden uyarlanmıştır.)

Müzisyenler içerisinde hayatımı en derinden etkileyen sanatçı Barış Manço olmuştur.
Dut Ağacı şiiri de sanki nostalji âleminde doğduğum şehrin sokaklarını anlatıyordu.
Gözyaşı seli içerisinde uyarladığım dizeleri mahalle sakinlerime ithaf ettim.

         İNCİR AĞACI

Bu Pazar, doğup büyüdüğüm Ünye’min

Orta Mahalle sokaklarında dolaştım.

Çocukluğumu yeniden yaşamak istiyordum o an...

Yaşadığım şimdiki zaman olmasaydı diye düşündüm!

Keşke bugün, dünküler gibi kalsaymış ...

Şu sağdaki üç katlı tuğla kırmızısı ev

İhsan ve Meryem Teyzeler’indi galiba?

Evet evet, Paylon Teyzeler’inki daha soldaydı ..

Agavni Nine’ninkinin yanındaki yeşillik mi?

Top oynayıp, kelebek tuttuğumuz çimenlik tepeydi orası.

Ya kilise bahçesi?

Mektep ve taş duvarları nerdeler?

Kimler yıktı, kimler süpürdü o kalıntıları, o güzelim anıları bizden?

Birden Cemal Amca’yı gördüm!

Yine o incir ağacının altında oturuyordu.

Koştum paltosuna sarıldım.

Önce Kopuk dedi, sonra paltosuna sardı beni soluklarcasına.

Ve pencerede Mahmut Amca’nın sımsıcak bakışlarında

Çocukluğumu yeniden yaşamaya başlamıştım ...

Tam karşımızdaki yokuşa bitişik sıvalı evin

İkinci katında otururlardı Ayşe Abla’lar.

Anılar Ortaokul duvarlarında şekillenir,

Bahar melteminin esintisi duyulurdu bahçelerde.

Mahalleli kızlar düşlerde çoktan uçmayı beklerken

Eskisi gibi mi Ünye? diye sordum Fatma’ya.

Eskisi gibi, ... dedi mazinin suskunluğunda.

Biraz ekonomik sorunlar varmış, o kadar.

Olsun, sorunlu olmak bile yakışmıştır memleketime ...

Zaten ne yakışmazdı ki ?

İlâhi Galip Amca, Hafız Teyze’min yadigârı,

Nüfus Müdürlüğü’nden emekli de oluvermiş.

Tüm vakti, kardeşi mecnûn ile geçerdi (Allah rahmet eylesin).

Son üç seceremizi ve bütün sülâlemizi ezbere bilir

Ve bize de saydırırdı sırasıyla çocukluğumuzda.

Halâ hatırlıyor musun diye sorardı?

Hiç unutamamıştım ki ...

Bilekten bağlı naylon ayakkabılar giyerdim.

Nedense pek derin bir iz bıraktı derimde bu beyaz sandaletler?

Gezerken, rahmetli kardeşim Emin’in ağabeysi İsmail

Çamlıca sigarasını uzatmıştı dudaklarıma kilise bahçesinde.

Ne gururlanmıştım ya Rabbi?

Nasıl da çekmiştim ciğerlerime derinden

Yıllarca hayallerim lise duvarlarının dumanlarında islenmişti.

Oysa Sami ve Muharrem benden daha bir tecrübeliydiler ...

Şimdi kimbilir hangi eller yakıyordur sigaralarını

Mahmure Teyze’nin köşesine dayanmışken evinin?

Gülhiz Abla’nın penceresi altında söz vermiştim oysa.

Hep mâzide kaldı dedi Sıtkı Amca derinden ve içinden...

Yıkılmadık ev bırakmamışlardı mahallede!!!

Evlerle beraber bahçeler de yok olmuştu!!!

Bir şu incir ağacı kaldı (!)

Onu da kesmeseler bari?

Adire Teyze’den önce Sevim Teyze’ler otururdu az yukarımızda.

Birden Leon Amca, Garbis Abi ve Mari Abla’nın silueti beliriverdi...

Sahi Günal Abla’yı da düşlerdin değil mi Dünya’sının sessizliğinde?

Hadi söyle, çık; kalp gözüyle, gönül sesiyle pat pat söyle

Şu incir ağacını kesmesinler de!!!

Aslında dizinde derman olsa ağaca çıkar da inmezdi Asiye Teyze’m..

Ama gençler ne güne duruyordu ki?

Baktı ki olmayacak

Söz verdi Yusuf Ağabey mahalleliye,

İncir ağacını kestirmeyeceğine.

Dünü bilmeden bugünü yaşamanın bedeli öylesine ağırdı ki

Yarını bugünden kurtarmak için hayatının önemli bu sözünü verdi.

İlâhi Hasan Ağabey seni unuttuk mu sandın?

Keşaplı Sokağın vefakâr delikanlısı, civanmerdi.

Nar ağacının dibindeki çamur yalağı gülücüklerle seni anmakta

Az mı can eriği koparmıştı can evimizden, bahçelerimizden?

Mehmet Amca’nın hâtırası kaldı mahalleliye yeşil malikâneden

Yoksa çocukluğu yeniden yaşatmaya mı başlamıştım?

Çeşme başında annem, Emine Teyze, Feride ve Meral Ablalar.

Yontabilir miydi elinde keseriyle maziyi Sait Amca’m?

Temel Amca dingilini kırabilir miydi Çakır Tepe’nin?

Kim kökünü kazıyabilirdi fındık bahçelerimizin?

Halâ tadımsamaktayken salatalarını Meryem Teyze’min ...

Yamadan inerken aşağıya sessiz, anladım ki geçen bir ömürmüş.

Ve karda merdivenle kayan sokak, Zekiye Teyze’lerde nihayet bulacak ...

Medeniyet, seni affedecek miyiz sandın, yıktıklarınla burada?

Zamanı geri getirebilmekten âciz, bakarken karanlıkta ...

Kalabuzu’nu bile çok gören, martı uçmalarında insanlığa!

Yaşatırken hasreti, yaşamadan sahilinde ömrümün ...

Kaldır yeniden, kaldır ki mâkus talihim yeniden gülsün

Mazim Çamlığın kucağına gülümseyişlerle dönsün.
                                                                                
27 Kasım 2000/Ankara

 

5 Ağustos 2001 günü Ünye'ye evimizi, komşularımı ve mahallemi görmeye gitmiştim.
İncir Ağacı'nın kesildiğini ve yıkılmış evimizi görünce doğrusu içim bir tuhaf oldu !!!

 Ola Se Thimezun adlı şarkı ile The Best of Greek Music Harris’in
yanık ezgileri eşliğinde dizelere dökülen aşağıdaki duygusal satırlarımı
sevenlere sevildiklerini doyasıya hissetmeleri arzusu içerisinde armağan ediyorum..

           Özlemsi Duyguların Çığlığı

Bilirim kelebeklerin

Yalnız yaşamadıklarını sevdalarını yüreciklerinde,

Gül kokulu yosunların düşlere sarıldığı Temmuz sahillerinde…

Bakışların seviştiği, saçların okşandığı gecelerde

Parmaklarım seni okşar sensizliğinde…

Şu dizeler, hayaller ve yârenimiz;

Minicik parmakların çevirdiği sayfalar

Öpücük dokunuşlarında hep seni okur bilir misin?

Yüzlerce kilometre uzaklarda,

Yüzlerce kez okşadığın tenimden

Ne olur gitmesin yaz esintilerinde canım deyişin!

Düş yastıklarına serilerek yükseldik bulutsu uzaklara…

Islaklığında dilimle araladığım,

Ufukta bir çizgi gibi görülen özlemsi dudakları…

Gözlerinin şualarından süzülen

Işığım sensin!

Zevkin doruklarında uçuşurken

Üşüten alevlerin sıcaklığında

Lâpa lâpa dudaklarına dökülen karbeyaz tanelerse...!

İşte onlar!

Sevgi sağanaklarında yüreklere tertemiz damlayan,

Benim.

Ben ki, her gonca açılışında daha gülpembe

Her sevda bahçesinde daha da âşığım sana delikız…

Muckkkkkkkkkkkk

Dua sellerinde yıllar ötesinden arayıp bulduğum

Bana özlemsi duygularda çığlık dizeleri yazdırma artık!

Yarımkalmışlığın ışıltısında gölgen gibi bırakma!

Beni tatlı düşlerle okşadığın kucağında ara…

Sar beni sevgi yumacığında,

Sev canısı doyasıya…

Sahte sevgilere yer vermeyen göğüs dokunuşlarında.

O günleri yudumsayarak, bir gün sevgiyle dopdolu

Öleceğim gülümseyenim mutlu tebessümlerde!

Bil ki sevginden, sevgi selimizin büyüklüğünden;

Düşünüp otururken ağlamalardayım geçmişin sevgisizliğine…

Oysa ki sevgiden kaçınılmazmış

Yokluğuna bir an, bir nebze, bir nefes dayanılmazmış!

Anladım özlemsi duyguların çığlığında

Sunduğun bir buket sevginin tadımsılığında gülüm…
                                                                   
 26.07.2003/12:12 - Ankara

GÜÇ ODAKLARI
Amaçlarınızı gerçekleştirmek uğruna ve ideallerinizden taviz vermeksizin
mücadele edersiniz de çoğu zaman dışınızdaki güç odaklarının ördüğü dikenli telleri aşamazsınız.
Hele bir de dost bildikleriniz bu vefasızlığa ortak olmuş ve sizi arkadan hançerlemişlerse ...
İşte öyle sıkıntılı bir ânımda kâğıda dökülüveren duygularım ..

SIRA DENEYİMDE ...
02.11.2000/Ankara Perşembe – 15:16

            Bilir misin?

            Takılmak nedir kaymağa?

            Hani şu sütün kaymağına canım ...

            Kim istemez kaymaklı olmayı?

            Üstünde biteviye kaymayı ...

Bakarsın bir gün ısıtıverirler altını,

Zaman ansızın geçer, belki de sen geçersin zamandan

Habbecikler kabarmaya başlar;

Stres ikliminde ısıtırlar seni

Bakmışsın fokurdayıvermiş sütlü beyaz zemin.

Güvendiğin kaymak çaresiz, çırpınışlarda bedbin!

Alaşağı oluvermiş dibine geçmişinin ...

            Yeni kaymaklar türemiş kazanda

            İnançlı, imanlı ve inatçı ..

            Ve güçlenmiş, omuzlarda daha dik

            Sen ezilmişliğin altında

            Onlarsa kaymakta,

            Güvendiği

            Tecrübe pateninde kaymakta ...

            Bilir misin?

            Takılmak nedir kâğıda?

            Hani şu oyun kâğıdına canım ...

            Kim istemez kumarda kazanmayı?

            Üstünde masanın yaymayı ...

Bakarsın başka bir el dağıtıverir kâğıdı

Kupa as ansızın geçer, belki de koz geçer kupa asını

Papazlar ümitlenmeye başlar;

Deste ikliminde unuturlar seni

Bakmışsın papazı çekmiş, ası gitmiş elin.

Güvendiği kız çaresiz, dolanmakta nikbin!

Alaşağı edivermiş içine kısmetinin ...

            Yeni kareler türemiş masanda

            Şanslı, paralı ve pahalı ..

            Ve güçlenmiş, cüzdanlarda daha dik

            Sen yenilmişliğin altında

            Onlarsa dağıtmakta,

            Güvendiği

            Tecrübe karesini dağıtmakta ...

 

Böylesi bir vedayı hakedebilmiş miydi suskunluğunda canem?
Lise'deyken nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlamakta zorlandığım bir gönül çırpınışına son verebilmenin hüznünü yaşatan duygu dolu anlarım ... Kırgınlık yaşadığım bu dostluğa veda buselerinde yazdığım buruk mısralarım.
 

DOSTA VEDA

Gerçek sanırsın da düşleri,

Uyandığında bir hoş olursun.

Bazen sevinir, bazen göz kapamalarda

Arzularsın devamını düşlerinin ...

Ama! Düş sanırsan bazı gerçekleri?

Uyandığında nahoş olur dünyan!

Bir an kahrolur, pişmanlık duyarsın ...

Son pişmanlıksa

Fayda etmez .. Anlarsın!

 

Arşınlanır sevgi yumağında yollar,

Gezinirim hayal dünyamda sessiz,

Zaman suskun bekleyişlerde ...

Avunmuşluk perdesi aralanmış oysa

Gelin güvey olmuşum kendimce;

Anlama özürlü .. zavallı ben ... sensiz!

 Ufkî, çekilmez hayat romantizmsiz;

Duygularımsa çarpmakta duvarına realizmin.

Hayır sözcüğü esirgenmişliğinde

Reva mıydı bunca çektiklerim?

Hüsnü kuruntularda savruldum

Ve ulaşılmazlığında

Dostluğa nokta koydun,

Sevgi boşluğumda ağır bir taş

İşte ümidim sen oydun ...

Unutulmazının ufkunda

Artık unutulmuştun ...

Hoşçakal canem, can dostum...

Diyorum ki ...
Yeniden Dünya'ya gelmem nasip olsaydı;
Barış Manço'nun orkestrasında müzisyen olmak isterdim.

Beyefendi ve sevgi dolu yaşam tarzını, paparazzi skandallarından uzak, mazbut aile yaşamı ile birleştirdiği için O'nu büyükler de en az
küçükler kadar sevmişti.
                                                                                                                                                                               Aksiyon Haftalık Haber Yorum Dergisi/6-12 Şubat 1999, Sayı : 218

              

BARIŞ AĞABEY GÜLE GÜLE !

Bülbüller seni söylerken dinlerdik zulmetlerin bağrında,
Açılırdık sonsuza, sinende dalgalanırken hoşgörü yelkeni,
Rûhun bin râyiha ile sarıldığı yerde gülümseyen şarkıların...
Issızlığın fani dünyasında kıyamet ışığıydı sanki aynalarda,
Şimdi simsiyah çehresiyle Kara Sevda’nın kucaklandığı anda..!

Moğollar, Kurtalan destan oldu; binbir ızdırapta sensiz ve gamlı,
Ağlayanların hıçkıra hıçkıra, doya doya sensizliğe yandı...
Nereye gitsem Kayaların Oğlu, ne yana baksam Estergon’lar,
Çekti tarihi üç evlek top atışına bedenin, hüzünlensin akşamlar...
Oğuzeli, Osmanlı, yüce dağlar... kalem tutan o sâdık dostlar.

Çiçeğimi kopardın diyemem; gül bahçesiydin çünkü anılarda.
Eriyiveren bakışlara râm oldu gönlün, el salla Barış, kol salla...
Lâkin dinlenmekte Gesi Bağlar, nûr membaı mısralarda,
Elveda rüzgâr, gözyaşına da hayır, inanmıyorum sana.
Barış doğru bildiğin yaptı, yaşlı dudaklarda tebessüm yeli,
İki küçük kol düğmesi şimdilerde seni çağırır Şehrazat, uzatıver eli,
Yarım kalmış şarkın, nazo bir ağacın dalında kucaklar gelini.
Ellerimdeyse güller solgun, heyhât.. Moda koyları melûl, gözyaşı seli...

Hakiki dost! Unutamadık, unutmadık seni... 2023’de tütecek eski günler,
Ay dolun ufukta söner, ardından kâbuslu bir devir ve aranan dünler,
Sevdiğimi son bir olsun, yakından görem... diyen lâlezâr dizeler.
Rehavet yırtılır ve ardından, tarih kokan perde perde karanlık,
Ellerinle büyüttüğün, solar iken dirilttiğin gönül kapıları aralık.
Türkü dostu, sanat güneşi elvedâ, can dosttan sana merhaba...!

Tüllenen, yüzbin kere solmayan güzellikler, Barış yolun sonunda,
Ümit dünyamızdan göçtü gitti gül pembe ömrünün son baharında.
Rahat uyu, ağarırken saçlarında tanyeri; nağmelerin duyan da,
Kara toprak ver yârimi, gönül ferman dinlemiyor, ayrılık çok acı!
Üstünde sonsuzluğun örtüsü bayrağın, gölgesinde bir avuç gözyaşı kaldı...
Sımsıcak günlerin birikmiş anıları ve her damla yağmurda,
Üç kuşak kara haberin tez duydu, hatıralarsa yeter bana...!

44.jpg56.jpg86.jpg
Bolu/Şubat - 1999

 MİLLÎ DUYGULARI YAŞATMAK
Günümüzde millî hasletleri yaşatmak hayli güç olmaya başladı doğrusu.
Arada bir bu duygularım kabarır ve aşağıdaki mısralara benzer temennilere sarılırım.

BALKANLIM
Nisan/1999 - Bolu

Göründü ufukta nûr, fetih kokuyor semâ.

Mültecilik kaderde var, iltica Türkiye’me..

Sabret Kosova’m, bağımsızlık yakışır sana,

Dayandı cengâverler ümitle giden ölüme.

 

Şehit köprü armağan Osmanlı’dan sana,

Ayrılık kaderde var, ağıtlar Türkiye’me..

Sabret Bosna’m, kanlar nakıştır cana,

Dilimde bir yanık türkü yakarım şehidime.

 

Sonsuzluk kadar derin, tarih bağlarında

Mecnûnluk kaderde var, hasret Türkiye’me..

Sabret Karadağ’lım, Sırplar it dalaşında,

Şâha kalkmış minâreler, uzanıyor mâzine.

Kan ter içinde yaşadın, çadır güneştir sana,

Hasret kaderde var, selâm Türkiye’me..

Sabret Makedon’um, Arnavut imtihan sana

Sarıldı vatan derinden; bayrağa, sevdiğine.

 

Nârâ atarda ay yıldızım, semâ burcunda

Sessizlik kaderde var, haykır Türkiye’me..

Sabret Trakya’m, Yunan mı dalaşır sana?

Atlas ikliminde şahlan, koş Türk Milleti’ne.

 

Tarih tekerrürden ibarettir, kanma..!

Dostluk kaderde var, uzan Türkiye’me..

Sabret soydaşım, Turan biçildi sana

Sevdalinka eşliğinde, türküsün Türkiye’me.

 

GENÇLİK AŞKLARIM
Mâsum bir sevgiyi Osmanlıca özentisiyle ve akrostiş şiir olarak nazmetmiştim.
Ama aşkımın bu şiirden haberi olmadı bile ... Bu şiirimi de sevenlere armağan ediyorum.

AŞK YOLU .!!!

Reh-i aşkında sesin gönlümde hep o zanla beraber çağıldadı.

                 Ebr-ü Asüman bu hayal içre şeb-i hicranı andı.

                    Yârende kalalım cânanım, ufkun lâlidin bir bûse aldı.

                      Hayata neş'e güneştir, bil ki izârın ona rengini saldı.

                         Ama ufukların nazarından nihân olup gideli,

                            Nâçar dil-i şeydâ yine mısralara daldı ...!

                                                                                            Trabzon/1973 - Fatih Eğitim Enstitüsü

MİSTEPE'DE İDEALİZM

Üniversite yıllarımdan itibaren ülkücü yaşantımdan taviz vermemeye çalışarak
daima memleketim için faydayı aradım ve artı değer üretmeye gayret ettim yıllarca.
Bu uğurda ülküdaşlarımdan yediğim darbeler, gördüğüm vefasızlıklar, menfaat üçgeninde
aldığım yaralar ve beni âtıl bırakıp ümitlerimi, geleceğe dair plânlarımı alt üst etmeler karşısında
aşağıdaki acı mısraların yazılması kaçınılmaz olmuştu.

Trabzon Ülkü Ocakları Derneği/1977

GENÇ ÜLKÜDAŞIMA

Kapanmışsa nasibin, girilmez ülkü kapısından

Dolap beygiri misali dönen kahpe dünyada!

Sabır, hayr ve şükürle avunurken

Atı alan Üsküdar'ı geçti ülküdaşım!..

Ne yazık ki şiirimin kalan 11 kıtasını buraya aktarmaya devam edemedim ...
Affınıza sığınıyorum genç ülküdaşlarım!

İşte sanal âlemde yaşadığım bir duygu selinin ardından
sevgiyi kazanmakla kaybetmek arasındaki ince perdede akrostiş dizelere dökülen duygularım...

ULAŞILMAZIMA...

Afakın "sendeyim artık" dediğinde,
Cesaret dostluk çemberini sarıvermişti sevginle.
Issız koyların bekleyişleri yemyeşil doğamı müjdelerken
Masumun pençesinde terkedilmişliğin onlarcasını görüyordum senin için.
Sevgim dostluğunla mühürlenmişti kristalimizin yansımasında,
Irmak sessizliğinde bırakıvermiştim onu yere, acımasızca oysa.
Nâçar kalbi kanarcasına öyle parçalanmakta ufkunun, ulaşılmazım...

 

01 Nisan 2003 Salı günü Ankara/Aşağı Eğlence'de
evimde vefat eden kayınpederim şair, ressam Âşıkoğlu Necati AKYUNAK
için vefa borcumu dile getiren inci mısralar da aşağıdaki gibi boğazımda düğümlenmişti...

               ÂŞIKOĞLU NERDE?

Ne zaman bir Anadolu köyüne denk gelsem

Aklıma sen gelirsin fırça izlerinde

Yemyeşil…

Yürüdüğün yollar ardında kabristan bahçeleri

Açılan ellerdeki her yeni dua

Bil ki sana armağan, sebil…

Evlâtlarının yüreciğinde gelincikler kanar sessiz

Düşünürken seni…

Elbet rüzgâr ve dağlar, dizelerinde taşır emanetleri.

Ey Toprak!

Biz de yüreğimizden kopan koca âşığı sana emanet ediyoruz!

Sevginle sar onu…

Çalışarak hayata, akıp giden nehir gibi baktın…

Sepetçi sokağından sonsuzluğa koşan

Ulu bir çınar gibi dimdik!

Bedesten uğurladı omuzlarda seni Hak’ka şimdilik…

Ey Âhi Dergâhı’nın son temsilcisi, babamız…

Uğurlar ola!

Her yanına çiçek yağmış kiraz ağacını düşlediğimde

Zile bağları, üşütüyor artık yokluğunda!

Sen o günden beri

Hak âşıklarının gündüzü,

Sevda gecelerinin mâşuku oldun yüreklerde.

Heyyyyyy ses verin!!!

Yerle göğü birleştiren ufuklar!!!

Âşıkoğlu nerde?
                                  
26.04.2003 Cumartesi/Ankara – 21:07

 

BEBEĞİM

Ben umuda gülşen, ufkuma adını yazıyorum...

Evimizde sıcacık sevgi isterdim, ömürlerce sürecek yüreğimizde...

Biliyorum, yokluğuna alışamayacağım afakında kayan yıldızım!..

Erişilmezliğinde şiir gibi bir şey oysa seninle yaşamak.

Gitme sonbahar oluyorum sevgilim, sonrası hazan makamının kapısı...

İliklerimden akan yağmurda, kadınım beni kokla ve uğurla sonsuza...

Mümkün değil yaşamak sensiz; geriye tesellisiz bir hüzün kalacaksa eğer...
                                                                                                                                     Ankara/2002

İYİ Kİ DOĞDUN..!
Paylaşamadıktan sonra neye yarar ki sevgi, güzellik, kabiliyet ve sanatkârane ruh?

Ben de her yeni doğan varlıkta doğup da her yıl tazelenen yeni doğuşlardaki ruh halimi
şu mısralarım ile paylaşmayı düşledim yüreklerde sıcacık...

 

         YENİDEN DOĞUŞ

Kırık kalplerde yürümüş gibi kesilir düşlerim
Kanarcasına!!!

Sen doğmazsan,

Yakarım yüreğimin ateşiyle güneşleri

Doğmasınlar diye!

Balkonumuzdan salın ve dinle öpücüklerimin sesini

Rüzgârların dudağına taşıdığı…

Irmak gibi çağıldayan hayatımız

Bırak gizemli koylara sürüklensin!

Duyuyorsun değil mi aşkımızın çaresizliğini?

Nasıl da çırpınıyor kolları bağlı?

Yüreğimde derlediğim sevgi buketini sunuyorum

Yalnızlığımın gündüzü, gecemin ışıltısına…

Düşlerimde yüreğimin ucuna konan kelebek gibisin.

Gideceksin,

Koca bir yaz girecek sevgi yuvamıza

Buz gibi sıcak!!!

Gidişine, anılardaki hüznüne dayanamam!

Her mayıs günlerinde yeniden doğ bebeğim, bırakma beni sensizlikte!!!

Sevda çiçeğin sesini duyar mı?

Pınarlar ağlar mı anlatsam beni?

Mutsuzum desem çare olur mu bir sözü?

Doyumsuzluğumu sevgisine benzediğim masumumda giderdim oysa.

Ben de dikenlerin gülü olduğuna şükredenlerdenim.

Gülbeyazım, gülpembem var sevgi bahçemizde…

O dikenli yaşamın zor anlarında

Yaslanacağın güvenli bir gövden olsun diye!!

Oysa ben yaprak olmuşum kaderin kanadında uçuşan

Doğarken dünyama sanalsı bakışlardan…

Süzülen ufuklardan seni alır uzaklara

Götürür gülümseyenime ağlarım…
Bilirim

Ümidi yok yarınların, sensizliğin ortasındayken sevgiler…

Kapat gözlerini aşkını okşa; yakala erken yatışlarda

Ve rüyalarınca sarıl ona…

Sen benim ömrümün hikâyesi, dünlerimsin

Yorganımız üşütüyor yokluğunda bilesin.

Yastığında gülkokun olmasa

İnan solardı yaprak yaprak düşlerim…

Gülümün de gözyaşlarını akıttığı bir an varmış

Yanağım sevgisi gibi ıslak,

Yüreğimse coşkuları kadar sıcak…

Sensiz çekilmiyor günler gülyüzlüm

Doğacak her yeni sevgiyi sana armağan ediyorum

Doğum Günün Kutlu Olsun…
                                                                                  2003/Ankara

YEREL ŞİVEMİZ
Ünye ve Zile'nin yerel halk diliyle yazılmış hikâye, türkü ve şiirleri çoktur.
Şive kültürünü gelecek nesillere aktararak, kalıcı kılmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

MAALLEMİN UŞAA İSİİN
(Ünye Mahallî Ağzıyla)
Ankara/17.03.2002


Uşak-devşek hayınlık mı yapdı?
Bi güzel ısırganla dövcen anam...
Yivdin giir, ısırgan çık!
Yivdin giir, ısırgan çık! de
Geçmii ki acısı gabarmış eyce.
Yazık gı, vurma bi daa uşaa...

Sen de götün götün gitme İsiin,
Isıcak gabaru de gitsin
Hadi gel, komen oynimun biznen?
Çitil cıgarmazsan ağlamsuk da olman.

Ulan tomanın düşmüş pantoldan aşşaa
Bi de cıbırın gabadayısı geçiniin
Yalıda oyna da çöp batmasın ayaan
Aahorda dikilip durma, git de zırlan...

Ahacuk pastura, daat bakiim kâadı.
Keşik sende, emme de kelek kardı
İpda ben daattıydım, eyi garıştır lan
Bakma
kâadın altına, etme mahana soonam...

Moduranma yerinde, rahat dur bakiim
Gelimusuz biznen, nezük hıyar yimeye?
İki dane getürün.. pıtıkları cepte bilin
Goş siytte gel, seetme orda ha İsiin...

GOP LAN MAAMUT!!!
(Zile Mahallî Ağzıyla)
25 Mayıs 2003/Ankara 23:12

Ciseli bi zabahdı

Garadini Bağları’nda bıldırın yağan…

Serinliğinde toplarken zavzu ve kirazları

Höğme, maviliğinde gülümsemeye çalıştı

Arasından bulutların…

 

Amedenden bostan yüklü eşek arabası

Hızınan geçiverdi nasibini aramaya!

Vay anaan babaan gııı!!!

Gennaba da binmiş terekesine arabanın bağele,

Üzerinde fin, deyme gençleri çatlaturcasına…

Gop lan Maamut!

Gediyo görüyon mu?

Culfalıkda dokunur arapgiri…

Galevleynen, aynalı çaruğu da bi giyen mi?

Goşuver gız başoğmaaa!!!

Ağşama da culuk dolması zebil diyolar…

 

Ceviz ağacından kozları silkeleyüp

Köme yapmak âdeddür Zile’mizde.

Bahçesinde zarzalak gokusuynan

Yer sofrasunda toyga çorbası gaşuklamak mı?

Aboooooooo!!!

Yime de yanında yat lan…

     


 

Evlilik öncesi gençlik yıllarımdan birinde, çok sevdiğim dostuma
çaresizlik içerisinde yardım elini uzatamadığım mutsuz anları yaşıyordum.
Gözyaşlarında o saatlerde duyduğum hisleri terennüm eden dizeler...

AÇMAZ DÜŞLERİN YOLCUSU

Ufkî; yanarsın sînede pişen sevgide özlemle,

Söyleyemez kimseye yangınını yüreğin.

Orda, aşk deminde tüten buğu gibi erimekteyken canan,

Bilinmezlik koyunda demir atan ümitlerdi oysa arta kalan.

Yüreğimsi beklersin sancılarda,

Kendince yalnız, dört duvar arasında.

 

İnsan sevebilir mi, yanmaksızın yüreği?

Çıkılmaz düşlerinde ulaşılmazını göremeden ...

Tatmadı ki açılmamış acı goncaları kadehin,

Yudumsu içer aşkını, susuzluğunda yanarken ...

    Huzursuzum hep yorgun bakışlarda,

    Umutsuz, yeni sabahlar kovalamakta gözlerim.

    Ne bir haber, ne bir ses, acımsı bir bekleyiş ..

    Ve bozulan sessizlik; uzaklardan ...

    Yollar unutulmazımla sarmaş dolaş, kıpkızıl ...

    Çığlıklarım sessiz adım,

    Hastahane koridorları, koşuşan gölgeler,

    Ulaşılmaz feryatlar çıkmazındayım ...

             Ve sen âfakın mahkûmu,

             Suskunluk zincirine dolanmış canem,

             Açmaz düşlerin yolcusunu beklerdin.

             Çaresiz .. suskun .. yatağında ...

             Bense takılmış, beklenti batağımda ...

 


REALİTEM, SEVGİLİ EŞİM HARİKA KADINIMA...

 

Zaman erdemmiş, ufkunun açmazında
Bulaşmışken ayağı
Sanal batağın balçığına...
Sevgi, dostluk ve engin muhabbetin
Sessizliğine gömülmüşken hüzün
Suskunluğunda kazandı anlamı
Harika eşimin bağrında...

Sevişirken sanalsı, birliktelik adına
Öpüşen dudaklar
Islak tuzlu temaslarda...
Derin iç çekişler tatminsizce
Sevgisizliğe sarılmışken güzün
Şefkatinde yaşandı endamı
Bi tanemin sabrında...

                               Sarımsaklı Plâjı/Ayvalık

   Reel yaşam sunmazlarda sevgiyi
   Ekranı çalan sanal aşk
   Gönül kapısı çıkmazında bekler...
   Sense ahlâk  âbidesi  cananım
   Vefakâr bekleyişlerde yüzün
   Olgunluğunda kucaklar sevdamı
   Canımsın oysa, hep yanımda...

   Affet sevilmişlerin en yücesi
   Eşsiz kadınımmmm
   Durgun sularda yüzer sevgin...
   Sanalımda, reelimde canyoldaşım.
   Arayışlarda ufkun, sevgi çıkmazında
   Gönlün duyguselinde çağlar mı?
   Âşığındır koca adam, kucağında...

                                04 Ağustos 2002/11:02

Sayfanın Son Güncellenmiş Halini Görmek İçin Tıklayınız

YAZDIR