|
|
ŞİİRDE
YAŞAM Şair değilim
ama, Şiir bir mesaj içermeli ve okuyucusuna kısa bir hikâye ile verilmeli Sözle söyleneceklerin
en âlâsı şiirle anlatılır. Duygu baskısı altında insanın can
evine kıyan İlk şiir
denememi 1965 yılında Ünye İnönü İlkokulu IV. Sınıf'ta derste iken ani
bir kararla kaleme almıştım.
Korkma sevdalanmaktan, yaşa sonuna dek, BİRİCİK
EŞİME ...
SEVGİLİLER GÜNÜNDE ...
17 Ağustos 1999 Gölcük
Depremi'nin derin izlerini Bolu'da yaşayarak hissetmiş | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ÇAN EĞRİSİ | ||||
|
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 23 22 21 20 19 18 17 16 15 14 13 12 11 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1 |
O Ve Ene. İşte, Çağın Gizemi... Varlığa Sesleniş! Sonsuzluk Çığlıkları !!! Ölümsüzlüğe Uçabilmişken Aydınlıklarda Bekleyenlerden, Zulmetlerdeyken Yetinmişliklerde Şairleşenlerdeniz. Ümitvarlılaşabilen Cansiperâneliklerde, Girişimciliğimizdeki Kadirşinasçılığımızın Hissikablelvukularında Duyuverebilecek miydik ki Bismillâhirrahmanirrahim? Alacakaranlığında mıydık, Maverâünnehirlerimizin? Bilinmezleşebildiğini Anlayabilmekte miydik? Düşüncesizliklerden Yakamozlaşılabilen Yansıtmalardaydık. Uçurtmalarımızın Düşüncelerimizi Renklendirmesi, Ufuklarımızda Süzülebilmek Esinliğinde Uçabilmesi Rüyâ mıydı? Serzeniş Yalan mı? Güller, Yaşam Arzu. Düş Mü O? |
O Ve Ene İşte Çağın Gizemi Varlığa Sesleniş Sonsuzluk Çığlıkları !!! Ölümsüzlüğe Uçabilmişken Aydınlıklarda Bekleyenlerden Zulmetlerdeyken Yetinmişliklerde Şairleşenlerdeniz. Ümitvarlılaşabilen Cansiperâneliklerde Girişimciliğimizdeki Kadirşinasçılığımızın Hissikablelvukularında Duyuverebilecek miydik ki Bismillâhirrahmanirrahim? Alacakaranlığında mıydık, Maverâünnehirlerimizin? Bilinmezleşebildiğini Anlayabilmekte miydik Düşüncesizliklerden Yakamozlaşılabilen Yansıtmalardaydık. Uçurtmalarımızın Düşüncelerimizi Renklendirmesi Ufuklarımızda Süzülebilmek Esinliğinde Uçabilmesi Rüyâ mıydı Serzeniş Yalan mı Güller Yaşam Arzu Düş Mü O? |
O Ve Ene. İşte, Çağın Gizemi... Varlığa Sesleniş! Sonsuzluk Çığlıkları !!! Ölümsüzlüğe Uçabilmişken Aydınlıklarda Bekleyenlerden, Zulmetlerdeyken Yetinmişliklerde Şairleşenlerdeniz. Ümitvarlılaşabilen Cansiperâneliklerde, Girişimciliğimizdeki Kadirşinasçılığımızın Hissikablelvukularında Duyuverebilecek miydik ki Bismillâhirrahmanirrahim? Alacakaranlığında mıydık, Maverâünnehirlerimizin? Bilinmezleşebildiğini Anlayabilmekte miydik? Düşüncesizliklerden Yakamozlaşılabilen Yansıtmalardaydık. Uçurtmalarımızın Düşüncelerimizi Renklendirmesi, Ufuklarımızda Süzülebilmek Esinliğinde Uçabilmesi Rüyâ mıydı? Serzeniş Yalan mı? Güller, Yaşam Arzu. Düş Mü O? |
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 23 22 21 20 19 18 17 16 15 14 13 12 11 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1 |
|
Ene : Ben, Serzeniş
: Sitem, Gizem : Sır, Zulmet : Karanlık, Hissikablelvuku : Önsezi |
||||
Bazı
dostluklar sevgi ve çile üzerine kurulur.
Bir ipekböceği kozası gibi örülür bu sevgi yumağı kalplerde ...
Ama bilinmeyen bir güç mutluluğa ket vurur daima ve yumak dağılmaya yüz
tutar zamanla.
Sebebi nedir bilinmez? Kısa olur mutluluklar !
Aşağıdaki şiirim de bir serzeniştir bilinmezlikler koyunda bekleşen
sevgilere ..
UNUTULUR SANMA !
|
Kaldırılamayan çok şey var! Örneğin ağır bir yük, Hele, zorla dimağını ... Dostluğu kaldırabildim mi, diye sor kendine. Yoksa vefasızlıkta mı takıldın? Bilinmezmiş sanma! 1 |
Silinemeyen çok şey var! Örneğin acı bir hâtıra, Hele, zorla geçmişini ... Mesajları silebildim mi, diye sor kendine. Yoksa tedbirsizlikte mi takıldın? Küçülmedin sanma! 7 |
|
Çıkarılamayan çok şey var! Örneğin inatçı bir leke, Hele, zorla düşlerini ... Gözden çıkarabildim mi, diye sor kendine. Yoksa düşüncesizlikte mi takıldın? Duygusuzum sanma! 2 |
Yapıştırılamayan çok şey var! Örneğin kırık bir kalp, Hele, zorla buz parçalarını ... Elimde tutabildim mi, diye sor kendine. Yoksa sevgisizlikte mi takıldın? Kimsesizim sanma! 8 |
|
Söylenemeyen çok şey var! Örneğin gizemli bir sır, Hele, zorla belleğini ... Sırdaş olabildim mi, diye sor kendine. Yoksa mutsuzlukta mı takıldın? Sevgisizim sanma! 3 |
Vazgeçilemeyen çok şey var! Örneğin dostça bir sevgi, Hele, zorla aşklarını ... Terkedebildim mi, diye sor kendine. Yoksa yalnızlıkta mı takıldın? Korkmadığını sanma! 9 |
|
Yazılamayan çok şey var! Örneğin görülen bir düş, Hele, zorla bakışlarını ... Gülücüklere boğabildim mi, diye sor kendine. Yoksa nostaljide mi takıldın? İlgisizim sanma! 4 |
Öğrenilecek çok şey var! Örneğin kadınsı bir duygu, Hele, zorla sevdalarını ... İnatla susabildim mi, diye sor kendine. Yoksa suskunlukta mı takıldın? Çıkmazdayım sanma! 10 |
|
Sevilemeyen çok şey var! Örneğin aldatan bir dost, Hele, zorla düşüncelerini ... Yalnızlığı paylaşabildim mi, diye sor kendine. Yoksa aldatılmışlıkta mı takıldın? Suçsuzum sanma! 5 |
Anlayamadığın çok şey var! Örneğin ruhanî bir sevgi, Hele, zorla âfakını ... Sevgiyi anlayabildim mi, diye sor kendine. Yoksa bedensellikte mi takıldın? Anladın sanma! 11 |
|
Çekilemeyen çok şey var! Örneğin anlamsız bir dünya, Hele, zorla gözyaşlarını ... Sevgiyi yaşatabildim mi, diye sor kendine. Yoksa arkadaşlıkta mı takıldın? Bulurum sanma! 6 |
Unutulamayan çok şey var! Örneğin yaşanmış bir anı, Hele, zorlayıver mâzini ... Özlemle öpebildim mi, diye sor kendine. Yoksa pişmanlıkta mı takıldın? Unutulur sanma! 12 |
06.06.2001/11:33 Ankara - TMO
Bazen söylemek
isteyip de söyleyemediklerimiz, bakıp da göremediklerimiz vardır.
Anlatamadığım bu duyguların yelkenlerini, nazım deryasında tatlı bir
esintiyle uçurayım dedim ..
VAR YA?
Duygular
Gizem Dünyası’nda
Tutulmuşken
aynasına sihrin
Gidiverir aşk girdabında semaya ..
Ve heyhat!
Bakıp da güzelliği görememek var ya?
Erdemler
Ufkun ötesinde
Vurulmuşken prangasına zehrin
Yanıverir el yordamında devaya ..
Ey vuslat!
Gezip de esenliği bulamamak var ya?
Yârenler
Dost meclisinde
Sarılmışken gergefine cehlin
Dönüverir her bakışında cefaya ..
Ah türap!
Bilip de dostluğu kuramamak var ya?
Sevgiler
Kuş yuvasında
Serilmişken sinesine yârin
Dalıverir kalp atışında rüyaya ..
Oy dilşad!
Sevip de okşamayı bilememek var ya?
İnançlar
Yaşam selinde
Açılmışken kalesine ilmin
Uçuverir bir şükürde Hûda’ya ..
Hû ya Rab!
Edip de yeminliği tutamamak var ya?
Sezgiler
Sevgi yumağında
Tutunmuşken örtüsüne bezmin
Giriverir şuh teninde zinaya ..
Of şenaat!
Görüp de çirkinliği diyememek var ya?
Şiirler
Umut uçuşunda
Dizilmişken âfakına ümidin
Dönüverir her dizesinde verâya ..
Ya sehap!
Yazıp da edayı tadamamak var ya?
Ankara/19.10.2000Heyhat
: Yazık;
Vuslat : Kavuşma; Gergef
: Nakış gergisi; Cehil :
Bilmezlik; Türap : Toprak; Şuh : Oynak; Dilşad :
Gönlü şen, Sevinçli;
Bezm : İçki meclisi; Şenaat
: Rezalet, Kötülük; Sehap :
Bulut; Eda : Biçim, Şive; Verâ :
Arka, Geri, Öte, Arka taraf; Âfak
: Ufuklar.
İNCİR AĞACI
(Bu şiir Barış Manço’nun Dut Ağacı adlı güftesinden uyarlanmıştır.)
Müzisyenler
içerisinde hayatımı en derinden etkileyen sanatçı
Barış
Manço olmuştur.
Dut Ağacı şiiri de sanki nostalji âleminde doğduğum şehrin sokaklarını
anlatıyordu.
Gözyaşı seli içerisinde uyarladığım dizeleri mahalle sakinlerime
ithaf ettim.
İNCİR
AĞACI
Bu Pazar, doğup büyüdüğüm Ünye’min
Orta Mahalle sokaklarında dolaştım.
Çocukluğumu yeniden yaşamak istiyordum o an...
Yaşadığım şimdiki zaman olmasaydı diye düşündüm!
Keşke bugün, dünküler gibi kalsaymış ...
Şu sağdaki üç katlı tuğla kırmızısı ev
İhsan ve Meryem Teyzeler’indi galiba?
Evet evet, Paylon Teyzeler’inki daha soldaydı ..
Agavni Nine’ninkinin yanındaki yeşillik mi?
Top oynayıp, kelebek tuttuğumuz çimenlik tepeydi orası.
Ya kilise bahçesi?
Mektep ve taş duvarları nerdeler?
Kimler yıktı, kimler süpürdü o kalıntıları, o güzelim anıları bizden?
Birden Cemal Amca’yı gördüm!
Yine o incir ağacının altında oturuyordu.
Koştum paltosuna sarıldım.
Önce Kopuk dedi, sonra paltosuna sardı beni soluklarcasına.
Ve pencerede Mahmut Amca’nın sımsıcak bakışlarında
Çocukluğumu yeniden yaşamaya başlamıştım ...
Tam karşımızdaki yokuşa bitişik sıvalı evin
İkinci katında otururlardı Ayşe Abla’lar.
Anılar Ortaokul duvarlarında şekillenir,
Bahar melteminin esintisi duyulurdu bahçelerde.
Mahalleli kızlar düşlerde çoktan uçmayı beklerken
Eskisi gibi mi Ünye? diye sordum Fatma’ya.
Eskisi gibi, ... dedi mazinin suskunluğunda.
Biraz ekonomik sorunlar varmış, o kadar.
Olsun, sorunlu olmak bile yakışmıştır memleketime ...
Zaten ne yakışmazdı ki ?
İlâhi Galip Amca, Hafız Teyze’min yadigârı,
Nüfus Müdürlüğü’nden emekli de oluvermiş.
Tüm vakti, kardeşi mecnûn ile geçerdi (Allah rahmet eylesin).
Son üç seceremizi ve bütün sülâlemizi ezbere bilir
Ve bize de saydırırdı sırasıyla çocukluğumuzda.
Halâ hatırlıyor musun diye sorardı?
Hiç unutamamıştım ki ...
Bilekten bağlı naylon ayakkabılar giyerdim.
Nedense pek derin bir iz bıraktı derimde bu beyaz sandaletler?
Gezerken, rahmetli kardeşim Emin’in ağabeysi İsmail
Çamlıca sigarasını uzatmıştı dudaklarıma kilise bahçesinde.
Ne gururlanmıştım ya Rabbi?
Nasıl da çekmiştim ciğerlerime derinden
Yıllarca hayallerim lise duvarlarının dumanlarında islenmişti.
Oysa Sami ve Muharrem benden daha bir tecrübeliydiler ...
Şimdi kimbilir hangi eller yakıyordur sigaralarını
Mahmure Teyze’nin köşesine dayanmışken evinin?
Gülhiz Abla’nın penceresi altında söz vermiştim oysa.
Hep mâzide kaldı dedi Sıtkı Amca derinden ve içinden...
Yıkılmadık ev bırakmamışlardı mahallede!!!
Evlerle beraber bahçeler de yok olmuştu!!!
Bir şu incir ağacı kaldı (!)
Onu da kesmeseler bari?
Adire Teyze’den önce Sevim Teyze’ler otururdu az yukarımızda.
Birden Leon Amca, Garbis Abi ve Mari Abla’nın silueti beliriverdi...
Sahi Günal Abla’yı da düşlerdin değil mi Dünya’sının sessizliğinde?
Hadi söyle, çık; kalp gözüyle, gönül sesiyle pat pat söyle
Şu incir ağacını kesmesinler de!!!Aslında dizinde derman olsa ağaca çıkar da inmezdi Asiye Teyze’m..
Ama gençler ne güne duruyordu ki?
Baktı ki olmayacak
Söz verdi Yusuf Ağabey mahalleliye,
İncir ağacını kestirmeyeceğine.
Dünü bilmeden bugünü yaşamanın bedeli öylesine ağırdı ki
Yarını bugünden kurtarmak için hayatının önemli bu sözünü verdi.
İlâhi Hasan Ağabey seni unuttuk mu sandın?
Keşaplı Sokağın vefakâr delikanlısı, civanmerdi.
Nar ağacının dibindeki çamur yalağı gülücüklerle seni anmakta
Az mı can eriği koparmıştı can evimizden, bahçelerimizden?
Mehmet Amca’nın hâtırası kaldı mahalleliye yeşil malikâneden
Yoksa çocukluğu yeniden yaşatmaya mı başlamıştım?
Çeşme başında annem, Emine Teyze, Feride ve Meral Ablalar.
Yontabilir miydi elinde keseriyle maziyi Sait Amca’m?
Temel Amca dingilini kırabilir miydi Çakır Tepe’nin?
Kim kökünü kazıyabilirdi fındık bahçelerimizin?
Halâ tadımsamaktayken salatalarını Meryem Teyze’min ...
Yamadan inerken aşağıya sessiz, anladım ki geçen bir ömürmüş.
Ve karda merdivenle kayan sokak, Zekiye Teyze’lerde nihayet bulacak ...
Medeniyet, seni affedecek miyiz sandın, yıktıklarınla burada?
Zamanı geri getirebilmekten âciz, bakarken karanlıkta ...
Kalabuzu’nu bile çok gören, martı uçmalarında insanlığa!
Yaşatırken hasreti, yaşamadan sahilinde ömrümün ...
Kaldır yeniden, kaldır ki mâkus talihim yeniden gülsün
Mazim
Çamlığın kucağına gülümseyişlerle dönsün.
27 Kasım 2000/Ankara

5
Ağustos 2001 günü Ünye'ye evimizi, komşularımı ve mahallemi görmeye
gitmiştim.
İncir Ağacı'nın kesildiğini ve yıkılmış evimizi görünce doğrusu içim bir tuhaf
oldu !!!
Ola
Se Thimezun adlı şarkı ile The Best of Greek Music Harris’in
yanık ezgileri eşliğinde dizelere dökülen aşağıdaki duygusal satırlarımı
sevenlere sevildiklerini doyasıya hissetmeleri arzusu içerisinde
armağan ediyorum..
Özlemsi Duyguların Çığlığı
Bilirim kelebeklerin
Yalnız yaşamadıklarını sevdalarını yüreciklerinde,
Gül kokulu yosunların düşlere sarıldığı Temmuz sahillerinde…
Bakışların seviştiği, saçların okşandığı gecelerde
Parmaklarım seni okşar sensizliğinde…
Şu dizeler, hayaller ve yârenimiz;
Minicik parmakların çevirdiği sayfalar
Öpücük dokunuşlarında hep seni okur bilir misin?
Yüzlerce kilometre uzaklarda,
Yüzlerce kez okşadığın tenimden
Ne olur gitmesin yaz esintilerinde canım deyişin!
Düş yastıklarına serilerek yükseldik bulutsu uzaklara…
Islaklığında dilimle araladığım,
Ufukta bir çizgi gibi görülen özlemsi dudakları…
Gözlerinin şualarından süzülen
Işığım sensin!
Zevkin doruklarında uçuşurken
Üşüten alevlerin sıcaklığında
Lâpa lâpa dudaklarına dökülen karbeyaz tanelerse...!
İşte onlar!
Sevgi sağanaklarında yüreklere tertemiz damlayan,
Benim.
Ben ki, her gonca açılışında daha gülpembe
Her sevda bahçesinde daha da âşığım sana delikız…
Muckkkkkkkkkkkk
Dua sellerinde yıllar ötesinden arayıp bulduğum
Bana özlemsi duygularda çığlık dizeleri yazdırma artık!
Yarımkalmışlığın ışıltısında gölgen gibi bırakma!
Beni tatlı düşlerle okşadığın kucağında ara…
Sar beni sevgi yumacığında,
Sev canısı doyasıya…
Sahte sevgilere yer vermeyen göğüs dokunuşlarında.
O günleri yudumsayarak, bir gün sevgiyle dopdolu
Öleceğim gülümseyenim mutlu tebessümlerde!
Bil ki sevginden, sevgi selimizin büyüklüğünden;
Düşünüp otururken ağlamalardayım geçmişin sevgisizliğine…
Oysa ki sevgiden kaçınılmazmış
Yokluğuna bir an, bir nebze, bir nefes dayanılmazmış!
Anladım özlemsi duyguların çığlığında
Sunduğun bir buket sevginin tadımsılığında gülüm…
26.07.2003/12:12 - Ankara
GÜÇ
ODAKLARI
Amaçlarınızı
gerçekleştirmek uğruna ve ideallerinizden taviz vermeksizin
mücadele
edersiniz de çoğu zaman dışınızdaki güç odaklarının ördüğü
dikenli telleri aşamazsınız.
Hele bir de dost bildikleriniz bu vefasızlığa ortak olmuş ve sizi
arkadan hançerlemişlerse ...
İşte öyle sıkıntılı bir ânımda kâğıda dökülüveren duygularım
..

SIRA
DENEYİMDE
...
02.11.2000/Ankara Perşembe – 15:16
|
Bilir misin? Takılmak nedir kaymağa? Hani şu sütün kaymağına canım ... Kim istemez kaymaklı olmayı? Üstünde biteviye kaymayı ... Bakarsın bir gün ısıtıverirler altını, Zaman ansızın geçer, belki de sen geçersin zamandan Habbecikler kabarmaya başlar; Stres ikliminde ısıtırlar seni Bakmışsın fokurdayıvermiş sütlü beyaz zemin. Güvendiğin kaymak çaresiz, çırpınışlarda bedbin! Alaşağı oluvermiş dibine geçmişinin ... Yeni kaymaklar türemiş kazanda İnançlı, imanlı ve inatçı .. Ve güçlenmiş, omuzlarda daha dik Sen ezilmişliğin altında Onlarsa kaymakta, Güvendiği Tecrübe pateninde kaymakta ... |
Bilir misin? Takılmak nedir kâğıda? Hani şu oyun kâğıdına canım ... Kim istemez kumarda kazanmayı? Üstünde masanın yaymayı ... Bakarsın başka bir el dağıtıverir kâğıdı Kupa as ansızın geçer, belki de koz geçer kupa asını Papazlar ümitlenmeye başlar; Deste ikliminde unuturlar seni Bakmışsın papazı çekmiş, ası gitmiş elin. Güvendiği kız çaresiz, dolanmakta nikbin! Alaşağı edivermiş içine kısmetinin ... Yeni kareler türemiş masanda Şanslı, paralı ve pahalı .. Ve güçlenmiş, cüzdanlarda daha dik Sen yenilmişliğin altında Onlarsa dağıtmakta, Güvendiği Tecrübe karesini dağıtmakta ... |

Böylesi
bir vedayı hakedebilmiş miydi suskunluğunda canem?
Lise'deyken nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlamakta zorlandığım
bir gönül
çırpınışına son verebilmenin hüznünü yaşatan duygu dolu anlarım
...
Kırgınlık yaşadığım bu dostluğa veda buselerinde yazdığım buruk
mısralarım.
|
DOSTA VEDA |
|
|
|
|
Ufkî, çekilmez hayat romantizmsiz; Duygularımsa çarpmakta duvarına realizmin. Hayır sözcüğü esirgenmişliğinde Reva mıydı bunca çektiklerim? Hüsnü kuruntularda savruldum Ve ulaşılmazlığında Dostluğa nokta koydun, Sevgi boşluğumda ağır bir taş İşte ümidim sen oydun ... Unutulmazının ufkunda Artık unutulmuştun ... Hoşçakal canem, can dostum... |
Diyorum ki ...
Yeniden Dünya'ya
gelmem nasip olsaydı;
Barış Manço'nun orkestrasında müzisyen olmak isterdim.
Beyefendi
ve sevgi dolu yaşam tarzını,
paparazzi skandallarından uzak, mazbut aile yaşamı ile birleştirdiği
için O'nu büyükler de
en az
küçükler kadar sevmişti.
Aksiyon Haftalık Haber Yorum Dergisi/6-12 Şubat 1999, Sayı : 218
BARIŞ AĞABEY GÜLE GÜLE !
Bülbüller seni söylerken dinlerdik zulmetlerin bağrında,Moğollar, Kurtalan destan oldu; binbir ızdırapta sensiz ve gamlı,
Ağlayanların hıçkıra hıçkıra, doya doya sensizliğe yandı...
Nereye gitsem Kayaların Oğlu, ne yana baksam Estergon’lar,
Çekti tarihi üç evlek top atışına bedenin, hüzünlensin akşamlar...
Oğuzeli, Osmanlı, yüce dağlar... kalem tutan o sâdık dostlar.
Çiçeğimi kopardın diyemem; gül
bahçesiydin çünkü anılarda.
Eriyiveren bakışlara râm oldu gönlün,
el salla Barış, kol salla...
Lâkin dinlenmekte Gesi Bağlar, nûr
membaı mısralarda,
Elveda rüzgâr, gözyaşına da hayır,
inanmıyorum sana.
Barış doğru bildiğin yaptı, yaşlı
dudaklarda tebessüm yeli,
İki küçük kol düğmesi şimdilerde seni
çağırır Şehrazat, uzatıver eli,
Yarım kalmış şarkın, nazo bir ağacın
dalında kucaklar gelini.
Ellerimdeyse güller solgun, heyhât.. Moda
koyları melûl, gözyaşı seli...
Hakiki dost! Unutamadık, unutmadık seni... 2023’de tütecek eski günler,
Ay dolun ufukta söner, ardından kâbuslu bir devir ve aranan dünler,
Sevdiğimi son bir olsun, yakından görem... diyen lâlezâr dizeler.
Rehavet yırtılır ve ardından, tarih kokan perde perde karanlık,
Ellerinle büyüttüğün, solar iken dirilttiğin gönül kapıları aralık.
Türkü dostu, sanat güneşi elvedâ, can dosttan sana merhaba...!
Tüllenen, yüzbin kere solmayan
güzellikler, Barış yolun sonunda,
Ümit dünyamızdan göçtü gitti gül
pembe ömrünün son baharında.
Rahat uyu, ağarırken saçlarında
tanyeri; nağmelerin duyan da,
Kara toprak ver yârimi, gönül ferman
dinlemiyor, ayrılık çok acı!
Üstünde sonsuzluğun örtüsü bayrağın,
gölgesinde bir avuç gözyaşı kaldı...
Sımsıcak günlerin birikmiş anıları ve
her damla yağmurda,
Üç kuşak kara haberin tez duydu,
hatıralarsa yeter bana...!
MİLLÎ DUYGULARI YAŞATMAK
Günümüzde millî hasletleri yaşatmak
hayli güç olmaya başladı doğrusu.
Arada bir bu duygularım kabarır ve aşağıdaki mısralara benzer
temennilere sarılırım.

|
|
|
Göründü ufukta nûr, fetih kokuyor semâ. Mültecilik kaderde var, iltica Türkiye’me.. Sabret Kosova’m, bağımsızlık yakışır sana, Dayandı cengâverler ümitle giden ölüme.
Şehit köprü armağan Osmanlı’dan sana, Ayrılık kaderde var, ağıtlar Türkiye’me.. Sabret Bosna’m, kanlar nakıştır cana, Dilimde bir yanık türkü yakarım şehidime.
Sonsuzluk kadar derin, tarih bağlarında Mecnûnluk kaderde var, hasret Türkiye’me.. Sabret Karadağ’lım, Sırplar it dalaşında, Şâha kalkmış minâreler, uzanıyor mâzine. |
Kan ter içinde yaşadın, çadır güneştir sana, Hasret kaderde var, selâm Türkiye’me.. Sabret Makedon’um, Arnavut imtihan sana Sarıldı vatan derinden; bayrağa, sevdiğine.
Nârâ atarda ay yıldızım, semâ burcunda Sessizlik kaderde var, haykır Türkiye’me.. Sabret Trakya’m, Yunan mı dalaşır sana? Atlas ikliminde şahlan, koş Türk Milleti’ne.
Tarih tekerrürden ibarettir, kanma..! Dostluk kaderde var, uzan Türkiye’me.. Sabret soydaşım, Turan biçildi sana Sevdalinka eşliğinde, türküsün Türkiye’me. |
GENÇLİK
AŞKLARIM
Mâsum bir sevgiyi Osmanlıca özentisiyle ve
akrostiş şiir olarak nazmetmiştim.
Ama aşkımın bu şiirden haberi olmadı bile ... Bu şiirimi de
sevenlere armağan ediyorum.
AŞK YOLU .!!!
Reh-i aşkında sesin gönlümde hep o zanla beraber çağıldadı.
Ebr-ü Asüman bu hayal içre şeb-i hicranı andı.
Yârende kalalım cânanım, ufkun lâlidin bir bûse aldı.
Hayata neş'e güneştir, bil ki izârın ona rengini saldı.
Ama ufukların nazarından nihân olup gideli,
Nâçar dil-i şeydâ yine mısralara daldı ...!
Trabzon/1973 - Fatih Eğitim Enstitüsü
MİSTEPE'DE İDEALİZM
Üniversite yıllarımdan itibaren ülkücü
yaşantımdan taviz vermemeye çalışarak
daima memleketim için faydayı aradım ve artı değer üretmeye gayret
ettim yıllarca.
Bu uğurda ülküdaşlarımdan yediğim darbeler, gördüğüm vefasızlıklar,
menfaat üçgeninde
aldığım yaralar ve beni âtıl bırakıp ümitlerimi,
geleceğe dair plânlarımı alt üst etmeler karşısında
aşağıdaki
acı mısraların yazılması kaçınılmaz olmuştu.
Trabzon Ülkü Ocakları Derneği/1977
GENÇ ÜLKÜDAŞIMA
Kapanmışsa nasibin, girilmez ülkü kapısından
Dolap beygiri misali dönen kahpe dünyada!
Sabır, hayr ve şükürle avunurken
Atı alan Üsküdar'ı geçti ülküdaşım!..
Ne yazık ki şiirimin
kalan 11 kıtasını buraya aktarmaya devam edemedim ...
Affınıza sığınıyorum genç ülküdaşlarım!
İşte sanal âlemde yaşadığım
bir duygu selinin ardından
sevgiyi kazanmakla kaybetmek arasındaki ince perdede akrostiş dizelere dökülen
duygularım...
ULAŞILMAZIMA...
Afakın "sendeyim artık" dediğinde,
Cesaret dostluk çemberini sarıvermişti sevginle.
Issız koyların bekleyişleri yemyeşil doğamı müjdelerken
Masumun pençesinde terkedilmişliğin onlarcasını görüyordum senin için.
Sevgim dostluğunla mühürlenmişti kristalimizin yansımasında,
Irmak sessizliğinde bırakıvermiştim onu yere, acımasızca oysa.
Nâçar kalbi kanarcasına öyle parçalanmakta ufkunun, ulaşılmazım...
01 Nisan 2003
Salı günü Ankara/Aşağı Eğlence'de
evimde vefat eden kayınpederim şair,
ressam Âşıkoğlu Necati AKYUNAK
için vefa borcumu dile getiren inci mısralar da aşağıdaki gibi boğazımda
düğümlenmişti...

ÂŞIKOĞLU NERDE?
Ne zaman bir Anadolu köyüne denk gelsem
Aklıma sen gelirsin fırça izlerinde
Yemyeşil…
Yürüdüğün yollar ardında kabristan bahçeleri
Açılan ellerdeki her yeni dua
Bil ki sana armağan, sebil…
Evlâtlarının yüreciğinde gelincikler kanar sessiz
Düşünürken seni…
Elbet rüzgâr ve dağlar, dizelerinde taşır emanetleri.
Ey Toprak!
Biz de yüreğimizden kopan koca âşığı sana emanet ediyoruz!
Sevginle sar onu…
Çalışarak hayata, akıp giden nehir gibi baktın…
Sepetçi sokağından sonsuzluğa koşan
Ulu bir çınar gibi dimdik!
Bedesten uğurladı omuzlarda seni Hak’ka şimdilik…
Ey Âhi Dergâhı’nın son temsilcisi, babamız…
Uğurlar ola!
Her yanına çiçek yağmış kiraz ağacını düşlediğimde
Zile bağları, üşütüyor artık yokluğunda!
Sen o günden beri
Hak âşıklarının gündüzü,
Sevda gecelerinin mâşuku oldun yüreklerde.
Heyyyyyy ses verin!!!
Yerle göğü birleştiren ufuklar!!!
Âşıkoğlu nerde?
26.04.2003 Cumartesi/Ankara – 21:07
BEBEĞİM
Ben umuda gülşen, ufkuma adını yazıyorum...
Evimizde sıcacık sevgi isterdim, ömürlerce sürecek yüreğimizde...
Biliyorum, yokluğuna alışamayacağım afakında kayan yıldızım!..
Erişilmezliğinde şiir gibi bir şey oysa seninle yaşamak.
Gitme sonbahar oluyorum sevgilim, sonrası hazan makamının kapısı...
İliklerimden akan yağmurda, kadınım beni kokla ve uğurla sonsuza...
Mümkün değil yaşamak sensiz; geriye tesellisiz bir hüzün kalacaksa eğer...
Ankara/2002

İYİ Kİ DOĞDUN..!
Paylaşamadıktan sonra neye yarar
ki sevgi, güzellik, kabiliyet ve sanatkârane ruh?
Ben de her yeni doğan varlıkta
doğup da her yıl tazelenen yeni doğuşlardaki
ruh halimi
şu mısralarım ile paylaşmayı düşledim
yüreklerde sıcacık...
|
YENİDEN DOĞUŞ
Kırık kalplerde yürümüş gibi
kesilir düşlerim Sen doğmazsan, Yakarım yüreğimin ateşiyle güneşleri Doğmasınlar diye! Balkonumuzdan salın ve dinle öpücüklerimin sesini Rüzgârların dudağına taşıdığı… Irmak gibi çağıldayan hayatımız Bırak gizemli koylara sürüklensin! Duyuyorsun değil mi aşkımızın çaresizliğini? Nasıl da çırpınıyor kolları bağlı? Yüreğimde derlediğim sevgi buketini sunuyorum Yalnızlığımın gündüzü, gecemin ışıltısına… Düşlerimde yüreğimin ucuna konan kelebek gibisin. Gideceksin, Koca bir yaz girecek sevgi yuvamıza Buz gibi sıcak!!! Gidişine, anılardaki hüznüne dayanamam! Her mayıs günlerinde yeniden doğ bebeğim, bırakma beni sensizlikte!!! Sevda çiçeğin sesini duyar mı? Pınarlar ağlar mı anlatsam beni? Mutsuzum desem çare olur mu bir sözü? Doyumsuzluğumu sevgisine benzediğim masumumda giderdim oysa. Ben de dikenlerin gülü olduğuna şükredenlerdenim. Gülbeyazım, gülpembem var sevgi bahçemizde… O dikenli yaşamın zor anlarında Yaslanacağın güvenli bir gövden olsun diye!! Oysa ben yaprak olmuşum kaderin kanadında uçuşan Doğarken dünyama sanalsı bakışlardan… Süzülen ufuklardan seni alır uzaklara
Götürür gülümseyenime
ağlarım… Ümidi yok yarınların, sensizliğin ortasındayken sevgiler… Kapat gözlerini aşkını okşa; yakala erken yatışlarda Ve rüyalarınca sarıl ona… Sen benim ömrümün hikâyesi, dünlerimsin Yorganımız üşütüyor yokluğunda bilesin. Yastığında gülkokun olmasa İnan solardı yaprak yaprak düşlerim… Gülümün de gözyaşlarını akıttığı bir an varmış Yanağım sevgisi gibi ıslak, Yüreğimse coşkuları kadar sıcak… Sensiz çekilmiyor günler gülyüzlüm Doğacak her yeni sevgiyi sana armağan ediyorum
Doğum Günün Kutlu Olsun… |
![]() |
![]() |
|
![]() |
YEREL ŞİVEMİZ
Ünye
ve Zile'nin yerel halk diliyle yazılmış hikâye, türkü ve şiirleri çoktur.
Şive
kültürünü gelecek nesillere aktararak, kalıcı kılmanın gerekli olduğunu
düşünüyorum.
MAALLEMİN UŞAA İSİİN
(Ünye Mahallî Ağzıyla)
Ankara/17.03.2002
|
|
|
| Sen de götün götün gitme İsiin, Isıcak gabaru de gitsin Hadi gel, komen oynimun biznen? Çitil cıgarmazsan ağlamsuk da olman.
Ulan tomanın düşmüş pantoldan
aşşaa |
Ahacuk pastura, daat bakiim kâadı. Keşik sende, emme de kelek kardı İpda ben daattıydım, eyi garıştır lan Bakma kâadın altına, etme mahana soonam...
Moduranma yerinde, rahat dur bakiim |

GOP LAN MAAMUT!!!
(Zile Mahallî Ağzıyla)
25 Mayıs 2003/Ankara 23:12
Ciseli bi zabahdı Garadini Bağları’nda bıldırın yağan… Serinliğinde toplarken zavzu ve kirazları Höğme, maviliğinde gülümsemeye çalıştı Arasından bulutların…
Amedenden bostan yüklü eşek arabası Hızınan geçiverdi nasibini aramaya! Vay anaan babaan gııı!!! Gennaba da binmiş terekesine arabanın bağele, Üzerinde fin, deyme gençleri çatlaturcasına… Gop lan Maamut! Gediyo görüyon mu? |
Culfalıkda dokunur arapgiri… Galevleynen, aynalı çaruğu da bi giyen mi? Goşuver gız başoğmaaa!!! Ağşama da culuk dolması zebil diyolar…
Ceviz ağacından kozları silkeleyüp Köme yapmak âdeddür Zile’mizde. Bahçesinde zarzalak gokusuynan Yer sofrasunda toyga çorbası gaşuklamak mı? Aboooooooo!!! Yime de yanında yat lan… |
Evlilik
öncesi gençlik yıllarımdan birinde, çok sevdiğim dostuma
çaresizlik
içerisinde yardım elini uzatamadığım mutsuz anları yaşıyordum.
Gözyaşlarında o saatlerde duyduğum hisleri terennüm eden dizeler...
|
Ufkî; yanarsın sînede pişen sevgide özlemle, Söyleyemez kimseye yangınını yüreğin. Orda, aşk deminde tüten buğu gibi erimekteyken canan, Bilinmezlik koyunda demir atan ümitlerdi oysa arta kalan. Yüreğimsi beklersin sancılarda, Kendince yalnız, dört duvar arasında.
İnsan sevebilir mi, yanmaksızın yüreği? Çıkılmaz düşlerinde ulaşılmazını göremeden ... Tatmadı ki açılmamış acı goncaları kadehin, Yudumsu içer aşkını, susuzluğunda yanarken ... |
Huzursuzum hep yorgun bakışlarda, Umutsuz, yeni sabahlar kovalamakta gözlerim. Ne bir haber, ne bir ses, acımsı bir bekleyiş .. Ve bozulan sessizlik; uzaklardan ... Yollar unutulmazımla sarmaş dolaş, kıpkızıl ... Çığlıklarım sessiz adım, Hastahane koridorları, koşuşan gölgeler, Ulaşılmaz feryatlar çıkmazındayım ... Ve sen âfakın mahkûmu, Suskunluk zincirine dolanmış canem, Açmaz düşlerin yolcusunu beklerdin. Çaresiz .. suskun .. yatağında ... Bense takılmış, beklenti batağımda ... |

REALİTEM, SEVGİLİ EŞİM HARİKA KADINIMA...
|
Zaman erdemmiş, ufkunun
açmazında Sevişirken sanalsı, birliktelik adına Sarımsaklı Plâjı/Ayvalık |
|
Reel yaşam sunmazlarda sevgiyi Affet
sevilmişlerin en yücesi 04 Ağustos 2002/11:02 |