
NÂZIM HİKMET RAN VERZANSKİ
(20 Kasım 1901 Selânik -
3 Haziran 1963 Moskova)
(Bu sayfa en son 10 Kasım 2002 tarihinde güncellenmiştir.)
Allah (C.C.) rahmet eylesin.
Müslüman'ın; mevta olmuş bir insana söyleyebileceği akla gelen
ilk hayırlı söz!..
Mayakovski'nin intiharı etrafında birçok
dedikodular yapıldı, yapılıyor ve yapılacaktır.
Çünkü o hayatında, arkasından manâsız bir "Allah
rahmet eylesin" dedirtecek gibi yaşamamıştır...
Hayatlarında dövüşenlerin isimleri, ölümlerinden sonra da,
sağ kalan düşmanlarıyla kavgada devam ederler.
Süleyman - Mayakovski Neden İntihar Etti? -
Resimli Ay Dergisi, Temmuz 1930.
Doğumunun
100. yılına kadar
Nâzım hakkında çok konuşuldu, çok şeyler yazıldı, çok tartışıldı,
halâ tartışılıyor...
Bendeki bilgilerse kulaktan dolma, kahve kültürüyle elde edilmişti...

Nâzım'ı
önyargısız tanımalıyım o halde...
Moda olmuştu onun mısraları ve şiirleriyle Mevlâna törenleri,
kongre açılışları yapmak, heykelini dikmek, TV'de söz arasında ondan
bahsetmek, senfoni orkestrası eşliğinde şiirlerine yazılan besteleri
dinlemek, tiyatro eserlerini sahnelemek, onun adı arkasında güç kazanmak.
Nedense bazıları Vatan Şairi derken bazıları
Vatan Haini demekte ısrar ediyorlardı!
|
«- Arkadaşlar!
Aylardır ki anamız avradımız
uzun aç dişleriyle dişlediler
kendi memelerini.
Arkadaşlar...
Çıplak aç karnını kurşunlara vermek,
kıvranarak
gebermek...
Nâzım Hikmet - Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
(Şiirler 2)
Adam Yayınları, XIV. Basım, Ocak/1998, sh.31. |
|
Ben ne diyebilirdim ki suskunluğumda?
Ama bir şeyler demek ihtiyacı hissediyordum. Ülküdaşlarım bile onun şiirlerinde
farklı dünyalara yelken açmakta iken, benim halâ cahilâne iklimimde sessiz
kalmam olamazdı.
O halde geç de olsa tanışma zamanım gelmişti merhumla.
Nâzım'ın Moskova'daki Mezarı

Kendisini eserlerinden
tanımaya karar verdim.
Hakkında yazılanlardan da kaynak göstererek istifade edeceğim tabi.
Gayem ne onu onöre etmek, ne kişisel çıkarlarım için kullanmak, ne de
yerin dibine geçirmek.
Sadece realizm âşığı Nâzım'ın kendi gerçeğini
objektif olarak yakalayabilemek.
İşte bu sayfada birlikte bunun araştırmasını yapacağız.
Yeni bilgiler edindikçe buradaki yazılanlar güncellenecek,
yeni fikirler
daima burada tomurcuklarını açacaklar.
Son sözü söylemekte acele etmeyeceğim.
Eleştirileri dikkate alacağım. Ama ne kendimi ne de Nâzım'ı kem düşüncelerin
ihtiraslarına boyun eğdirterek kullandırtmayacağım. Gerçeği bulmanız için, yorumu sizlere bırakacağım.

Bu arada kendimi öyle dürüst ve kusursuz
bir insan gibi ortaya çıkarıp,
onu bunu tenkit ettiğimi zannetmeyin. Örneğin, emeğe
saygısızlık ettiğim zamanlar da olmuştur.
Bu itibarla emeğin mücadelesini
yapan ve davası ile inançları uğrunda yıllarını hapishanelerde geçirmiş
olan bir şahsiyeti eleştirirken
iğneyi kendime batırmam gerektiği hususunun
da bilincindeyim.
Nâzım'ın makalelerinde kişileri kritik ederken yaptığı gibi ben de onu
tanımak için özeleştiri dozunu kaçırmamaya
dikkat ederek düzeyi düşürmemeye gayret edeceğim.
|
Öyle duman çıktı,
kurum yağdı ki
gökte Allah bile meleklere
Amerikan markalı muşambalar giydirdi.
Nâzım Hikmet - Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
(Şiirler 2)
Adam Yayınları, XIV. Basım, Ocak/1998, sh.53. |
|
KİMLERİN DOSTLUĞUNDAN ŞÜPHE EDERİZ?
«Türkler ancak
antiemperyalist olanların dostluklarından şüphelenmezler.»
diyor Nâzım, Orhan Selim adıyla Akşam Gazetesi'nde
22.09.1936'da yayımlanan Klod Farer başlıklı makalesinde. Hemen ertesi gün
bir ecnebinin «Antiemperyalist olmayan,
kendi
memleketinin menfaati bakımından müstemleke politikasına taraftar bulunan
herhangi bir
Avrupa münevveri sizin samimi dostunuz olamaz mı?»
sorusunu
aynı gazetede "Kimlerin Dostluğundan Şüphe Ederiz?" adlı
makalesinde şöyle yanıtlamış :
«Antiemperyalist olmayan bir Avrupalı münevver eninde sonunda harp taraftarıdır.
Ve bir emperyalizmin bekası için harp isteyen bir Avrupalı münevverin bize
karşı dostluğundan nasıl emin olabiliriz? Kaldı ki, "Kendi memleketi
bakımından" bile antiemperyalist olmayan,
harp isteyen bir Avrupalı münevver, bizzat kendi milletinin büyük ekseriyeti
için düşmandır.
Kendi memleketinin geniş halk yığınlarına
düşman olan bir adam bize dost olabilir mi?...
Nâzım Hikmet - Sanat,
Edebiyat, Kültür, Dil - Yazılar 1, Adam Yayınları,
6. Basım, Mart/1995, sh. 195 - 196.
|
insanların en büyüğü
Engels...
Vladimir İliç Ulyanof Lenin
ateşten bir dev gibi çıktığı zaman
barikata,
yakalığı da vardı
kıravatı da...
Bana gelince :
Ben ki, herhangi bir proleter şairiyim,
Marksisto - Leninist şuur,
Nâzım Hikmet - Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
(Şiirler 2)
Adam Yayınları, XIV. Basım, Ocak/1998, sh.101. |
5 Şubat 931.. |
Vâlâ Nureddin
«Bu Dünya'dan Nâzım Geçti»
adlı eserinin 32. sayfasında
Nâzım'ın soy kütüğü hakkında aşağıdaki açıklamaları vermiş :
Nâzım'ın annesi Celile Hanım'ın dedesi Mustafa Celalettin Paşa BORJENSKİ
soyadlı bir
Polonyalı yahudi;
diğer büyük dedesi Mehmet Ali Paşa da
Magdeburglu protestan
Karl de Troi ailesine mensup olup, Fransız
kökenlidir.
O halde Nâzım'ı tanımak
için Nâzım'ın kendi cümlesini şahsına tarafsız bir gözle tevcih ediyorum.
Köken olarak bir Türk kanı taşımadığınıza göre,
antiemperyalist düşüncenin bir
temsilcisi sıfatıyla size dost olarak güvenebilir miyiz?
Önceden söylediğim gibi
cevabını sizler vereceksiniz.
Ben araştırma safhasında düşüncelerim kesinleşinceye kadar yorum
yapmayacağım.

Kendimi her çiçeğe konarak, ondan bal almaya çalışan arıya benzetirim.
Bu itibarla Nâzım çiçeğine konduktan
itibaren ondan aldığım feyzleri bal
mesabesinde, olumsuz etkilendiğim fikirlerini de delibal
tâbir edilen zararlı materyaller olarak telâkki edeceğim.
Okuduğum makale ve şiirlerden
ve hakkında yazılanlardan beni olumlu yönde etkileyenlerini
kısa cümlelerle de olsa sizlere yorum yapmadan aktarmaya çalışacağım.
 | Şu düşünce ve ifadelerine katılmamam
mümkün değil...
Mensup olduğu milletin lisanında bir dönüm
noktası teşkil etmeyen, o milletin büyük mücadelelerinin sesini
duyuramayan bir şair nasıl millî şair olabilir?..
İmzasız - Putları Yıkıyoruz, No. 2/Resimli Ay Dergisi, Temmuz 1929 |
|
Polonya'ya gitmiş,
kendisinin bir Polonyalı (Lehistanlı) aileden geldiğini ispat etmek suretiyle
Ran olan soyadını Verzanski soyadıyla değiştirmiştir.
Aşağıdaki şiirinden Türk olmayan dedesine övgü yağdırdığı anlaşılıyor.
|
Lehistan'dan gelmiş
dedelerimden biri
Lehistan'da millet
Sosyalizmi kurmakla meşgul
Göğsümüzü kabartmıyor değil
Dedelerimden birinin Lehli oluşu.
|
|
Türk olmayan dedesiyle övünen
ve soyadını değiştiren Nâzım Hikmet'in
Vatan
Şairi olarak lânse edilmesinin
yorumunu sizlere bırakıyorum!
Dedelerinin biri Polonyalı yahudi, diğeri
protestan Fransız olduğu
yakın arkadaşlarınca da teyid edilen Nâzım'ın; Osmanlı İmparatorluğu'nun saygıdeğer padişahı; İstanbul'un fethiyle
sevgili Peygamberimiz tarafından övgüye mazhar olmuş komutan, Yeniçağ'a kapı açan Fatih Sultan Mehmet hakkındaki düşüncelerini de
aşağıya çıkarıyorum :
İkinci Mehmet ki derebeylerin
derebeyidir, zalimlerin zalimidir.
İkinci Mehmet ki Kostantaniye'deki karılar, kızlar ve şabb-i emredlerin
visaline nail olmak için
bir emriyle on binlerce insanı ademe göndermiş mağrur
bir ceberruttur.
İkinci Mehmet ki Türkiye'yi satan Vahdettin'in dedesinin
dedesidir.
İmzasızdan - Kara
Davut/Resimli Ay Dergisi, Haziran 1929.
Sizler de Nâzım'ın dedesinin dedesini merak
etmişsiniz diyerek yukarıdaki belgelere ulaşabildim.
Şunu da merak etmiyor değilim! Vahdettin memleketi kaç
paraya, kime sattı?
Bunu belgelerle bir tarihçimiz kamuoyuna açıklayıversin de iftira olmasın
lütfen!...
Mehmed Vahidüddin

 | Şu düşünce ve ifadelerine katılmamam
mümkün değil...
Ve en güzel sanat eserine biçilen kıymet,
realiteyi en kuvvetle veren,
en yüksek unvan da, devlet sanatkârı değil, halk sanatkârı
unvanı olmalıdır.
Adsız Yazıcı - Halk Sanatkârı mı? Devlet Sanatkârı mı?/Tan,
15.03.1937 |
|
Gelelim Bizim
Radyo anılarına...
1951 yılı Haziran ayında Sovyetler Birliği'ne kaçtıktan sonra
yıllarca komünist ideolojiye hizmet yarışında hayli emek sarfettiğini
makalelerinden öğrenmekte
zorluk çekmedim. Bildiğiniz üzere her gün beş
ayrı saatte Bizim Radyo
uzun yıllar
Türkiye Cumhuriyeti hakkında menfi propaganda yapmış ve bölücülüğe
hamilik etmiş,
kültürel ve tarihî değerlerimizi yıkmak için
karalama kampanyalarına girmiş,
Türk Cumhuriyetleri'nin özgürlüklerine zincir vurarak onları sömürmekle
kalmayıp, aynı esaret zincirini ülkeme de vurmak için yayınlarıyla Türk Milleti'ne
zehir kusmaya devam
etmiştir.
Araştırmalar Nâzım'ın Bizim
Radyo'da uzun zaman idarecilik yaptığını göstermektedir.
Bizleri bizim lisanımızla arkadan vuran Moskof'un borazanlığına
soyunan bir Nâzım mı görüyoruz?
Câmiye kızarak, kiliseye
mi kaçılmalıydı?..
Kültürel ve tarihî değerlerimizle, bağımsızlık ve özgürlüğümüzü
hedef alan Bizim Radyo'ya!!??
 | Şu düşünce ve ifadelerine katılmamam
mümkün değil...
Bizde kültür "fıkdanlığı"
doğrudur. Kültürün, belki biraz sathî fakat en kestirme tarafı
bilgidir.
Bilgi olmadan kültür olmaz. Bilgiyi elde etmek için başvurulacak
ilk yol okumaktır, okutmaktır... .
Orhan Selim - Kültür/Akşam, 19.01.1936 |
|
YABANCI HAYRANLIĞI
Nâzım'ın makaleleri ve şiirlerinin birçoğunda Sovyetler
Birliği, Lenin ve 12 yıl yaşadığı
Moskova'ya karşı olan hayranlığına rastlamak için fazla zorlanmayacağınızı
söyleyebilirim.
Aşağıda birkaç cümle ile bunu özetlemeye çalıştım.
Ben ülkücü camia içerisinde yıllarını geçirmiş bir insan olarak, ne
Almanya, İtalya, İspanya,
A.B.D. gibi ülkelere ne de faşist Hitler ve
Mussolini gibi insanlarına hayranlık duymadım.
Çevremde bunlara aşırı ilgi gösteren
ülküdaşlarım da yoktu!...
Türk Milleti'nin bir ferdi olmaktan her zaman gurur duydum.
Memleketimin sorunlarına çare bulmak için düşmanlarıma dost diye sarılmadım.
Ağzıma dayadıkları radyo mikrofonundan memleketime kin kusmadım.
Kendimi vatansever olarak görüyorum. Soydaşlarımı Asya'da inim inim
inleten, sömüren,
özgürlüklerini elinden alan, din ve vicdan hürriyeti tanımayan,
Ermeni, Bulgar, Yunan ve PKK hâmisi Moskof'a
yaranmak için uşaklık yapmadım.
Bursa Cezaevi'nde
Sayın okurlarım aşağıdaki cümleleri okuduktan sonra kanaatinizi tarafsızca ortaya
koyunuz...
-
O devirlerde Marx'la, Engels'le,
Lenin'le haşır neşirdim. Lenin'in kitaplarını doğrudan doğruya
sahneye koymak istiyordum. Bütün sanat anlayışımın ve çabalarımın
üstünde Sovyet tiyatrosunun ve Sovyet tiyatrosuna doludizgin katılmak
isteğinin etkisi büyük olmuş. Lenin'in kitaplarını sahnede doğrudan
doğruya ilüstre etmek isteği, şiirde de beni aynı işi yapmaya götürmüş.
Nisan-Haziran 1962/Moskova - Ekber Babayef, "Nâzım
Hikmet, Bütün Eserleri", 1969, Cilt V. sh. 5-17.
-
1921'de Batum'a geçtim. Bir yandan
takunyalarımı takırdatarak mitinglere gittim, bir yandan Türkiye Komünist
Fırkası dış bürosunun çıkardığı "Kızıl Sendika
Dergisi"nde çalıştım.
Nâzım Hikmet - Sanat,
Edebiyat, Kültür, Dil - Yazılar 1, Adam Yayınları,
6. Basım, Mart/1995, sh. 265.
-
Sekterler ve dogmatikler de, Marksist -
Leninist ilkelere - benim için her şeyden daha değerli olan bu
ilkelere - sahte sadakatlarını sosyalist gerçekçilik maskesi altında
gizleyerek, revizyonistlerin sosyalist gerçekçliğe iftiralarına yardım
ediyorlar.
Türk Edebiyatında Sosyalist Gerçekçilik - Revizyonizm ve Sekterlik Üzerine
- Şarkiyat Sorunları Dergisi, 1959, Sayı : 2.
-
Marx'ın, Engels'in, Lenin'in eserlerini
ilk okuduğum zamanlardı. Öğrendiklerimi doğrudan ve kalbime doğduğu
gibi şiire döküyordum. Materyalizm ve Ampiriokritisizm'i okudum : benim için
bundan daha güzel bir poem dünyada yoktu.
Ekber Babayef, "Nâzım Hikmet, Bütün
Eserleri", 1972, Cilt VIII. sh. 447-458.
-
"Resimli Ay" Amerikan
emperyalizminin ajanlığını yapan "İncil Cemiyeti" ve
"Genç Hıristiyanlar Birliği" nevinden sözüm ona kültürel ve
dinî teşkilâtlara karşı amansız bir mücadele yürütüyordu. Aynı
zamanda derg, Türkiye halkına, Sovyetler Birliği'ni tanıtıyordu.
Kısaca, "Resimli Ay" o zamanlar ileri Türk aydınlarının
dergisiydi.
1952 - Ekber Babayef, "Nâzım Hikmet, Bütün
Eserleri", 1972, Cilt VIII. sh. 467-470.
-
Demek ki, adım "Pravda"ya ilkönce
1924'te geçmiş ve piyes yazarı olarak. Kim bilir bunu o zaman okuyunca
nasıl sevinmişimdir. Ne yalan söyleyeyim, evveli gün de bu birkaç satıra
rastlayınca yüreeğim şöyle bir tatlı tatlı hop etti. Şaka mı bu,
ta ne zaman "Pravda" adımı anmış! Nikolay Ek'le Moskova'da
"Metla" tiyatro artelini kurduk. Haftada iki kere oynuyorduk, şimdiki
"Sentralniy", o zamanki "Şanuar"da. Burası Doğu
Emekçileri Komünist Üniversitesi'nin kulübüydü de, ben de bir aralık
kulübün başkanıydım gibime geliyor...
Nisan-Haziran 1962/Moskova - Ekber Babayef, "Nâzım
Hikmet, Bütün Eserleri", 1969, Cilt V. sh. 5-17.
Nâzım Hikmet, annesi
Celile Hanım,
kız kardeşi Samiye ile

 | Şu düşünce ve ifadelerine katılmamam
mümkün değil...
Radyoda eski tâbiriyle
"Alaturka", yeni ismiyle "Türk Musikisi
Heyeti"ni dinliyoruz.
Bence, ne isim verirseniz veriniz, Osmanlı şehir ve köy
musikisinin tekrar radyoda yer bulması mühim bir
"irtica" sayılmaz.
Orhan Selim - Radyo İçin/Akşam, 27.10.1936 |
|
MADDE VE MANÂ ÂLEMİNE
BAKIŞ
Cumhuriyet'le idare edilen rejimlerde insanlar dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya
zorlanamazlar.
Ben bu kısa paragrafta Nâzım'ı kendi ifadelerinden izleyerek
inanç dünyasını çözmeye çalışacağım. Kendisi açıklamalarını
kaleme almakta beis görmemişse
benim de burada yazmamın sakıncalı olacağını
zannetmiyorum.
Amacımın onu tanımak olduğunu önceki ifadelerimde de belirtmiştim.
Nâzım, Resimli Ay
Dergisi'nin Haziran 1929 tarihli nüshasında imzasız olarak neşrettiği
Putları Yıkıyoruz,
No. I - Abdülhak Hâmit balıklı makalesinde şunları söylüyor
: «Abdülhak Hâmit Beyefendi dâhi-i âzam değildir. Âzamı bir tarafa bırakalım,
dâhi olmanın umumi vasıflarını bile haiz değildir.
Hâmit Bey devri için
yeni, kuvvetli bir Osmanlı şairidir, işte o kadar.»
Aradan 5.5 yıl geçmiştir.
Nâzım ki el öpmemiş olan aydınımız; bu kerre ak saçlı ozan olarak
nitelendirdiği Abdülhak Hâmit'in eğilerek, elini öpmektedir. Peki ne olmuştu
bu geçen yıllar zarfında?
Erenler,
varlığını sandıkları bir yaratanın
kısır gölgeleridirler; bu el :
Yaratandır...
Ben ki el öpmemişim, eğildim, öptüm bu eli.
Yaratanın yaratanını,
kendi kendimi
öpmüş gibi oldum!..
Orhan Selim - Öptüğüm El.../Akşam
Gazetesi, 17.12.1934
Neden öptüğünü üç gün
sonra aynı gazetede
"83 Yaşında Delikanlı" başlıklı makalesinde anlatmaktadır. Meğer,
yaşıtlarının birçoğu,
sona eren bir akşamın korkusuyla bir Öteyan'ın
varlığına sığınırken, bu ak saçlı
büyük usta :
|
Meçhûle tapma, akl ü izâna
tap, dedim
Hayvâna tapma, insâna tap, dedim
|
|
demiş ve ileriye dönük
umutlar içeren bu şiiri okuyunca,
Abdülhak Hâmit Tarhan'ı merhum, Maçka Palas'taki evinde ziyaret etmiş.
Teşekkürler Nâzım Usta;
kabrinde mesut yatarken
yaratanın yaratanı ile Tanrı'nın elçileri arasındaki diyaloğuna şahit
olmak isterdim.
Kendine manâsız bir "Allah rahmet eylesin"
dedirtecek gibi yaşamadığını görebiliyorum.
Kırlaşan
saçlar.

Filozoflar ikiye ayrılmışlardır.
Kim ki, tabiata göre ruhun önceliğini ileri sürmüştür ve böylelikle şu
veya bu biçimde,
şu veya bu manâda, kâinatın yaratılmış olduğunu kabul etmiştir,
felsefede idealist okulunun herhangi bir bölüğündendir.
Buna karşılık, kim ki, tabiatın önceliğini kabul etmiştir, böylelikle kâinatın
yaratılmamış olduğunu ileri sürmüştür, felsefede materyalist
okulun şu veya bu bölüğüne girmiş demektir.
Orhan Selim - İki Okul
Birbirinden Nasıl Ayrılır?/Akşam Gazetesi,
02.12.1935
Ancak, n'eyleyelim ki, tek başına, şurda
burda dolaşıp duran, gözle görülmez, elle tutulmaz
CAN denen bir nesnenin ayrı varlığına inanmak
sanıldığı kadar kolay değil...
Gövdeyle can bir birliktir. Gövdenin dışında, karakuş
gibi uçan, can adlı bir nesne yok...
Gövdeyle can bir birlik olunca, canın yiyecek içeceğiyle, gövdenin yiyip içtikleri
arasında sıkı bir bağ var demektir... Gövde rakıyı çekip kafayı
tutunca, gövdenin yiyip içtiği fasulye piyazıyla imamsuyu olunca, canın
yiyip içtiği de "hey, hey"li, "medet, yandım"lı musiki
olur...
Bunun için değil midir ki, tanınmış adıyla, "alaturka" dediğimiz
musikiyi
rakı bardağı karşısında en iyi anlarız...
Orhan Selim - Gövde İleCan/Akşam
Gazetesi, 27.11.1934
 | Şu düşünce ve ifadelerine katılmamam
mümkün değil...
Bugün, Türkçe şiirde yeni bir yol açmak isteyen keşşafların,
şiir mazisini iyice bilmeleri, hiç değilse
hece veznini iyice kavramaları lâzımdır. Meşhur bir ressam,
resimdeki yeniliklerin mürşitlerinden biridir. Mesaisi, üç
merhale geçirmiştir. Eskisi gibi terkip, eskiyi dağıtmak, yeniyi
terkip merhaleleridir.
Orhan Selim - "24 Saat" Şiirde
Yeniliği Nasıl Anlıyoruz?/Akşam
Gazetesi, 20.08.1929 |
|
|
|
Ben, bir insan,
ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben,
tepeden tırnağa iman,
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret ben... |
KAHROLSUN FAŞİZM
Entellektüeller neden faşizme düşmandırlar?
Bu suale cevap vermek için evvela faşizmin ne demek olduğunu anlatmak lâzım.
Faşizmin en büyük karakteristiklerini
şöylece hulâsa edebiliriz :
-
Faşizm burjuvazi ile
amele kavgasında burjuvaziyi tutmaktır.
-
Cemiyet içindeki sınıfları
paralize ederek sermayedar diktatoryasını kuvvetlendirmektir.
-
Amele hareketlerine, teşekküllerine,
siyasî fırkalara, halkın serbest cemiyet kurmalarına mâni olmaktır.
-
Parlamenter demokrasiyi
kaldırmak, kelâm, içtima, fikir hürriyetini boğmaktır.
-
Malî sermayenin hâkimiyetini
temin etmektir.
-
Emperyalizmi
kuvvetlendirmek, müstemlekeler elde etmektir.
-
Büyük devletler arasındaki
zıddiyetleri çoğaltarak, bütün dünyayı harbe sürüklemektir.
Yani köylü, işçi, küçük
esnaf, münevver denen
kitleleri ezip, büyük sermayedarların menfaatini ve hayatını temin
etmektir.
Adsız Yazıcı - Münevverler Faşizmi Niçin
Sevmiyorlar? - Tan Gazetesi, 13.04.1937
Yukarıdaki tanımlamaya göre
Nâzım'ın Marksist düşüncesine destek verenler dışındaki hemen herkes faşist
galiba?
Ama ben faşist değilim!..
Sevgili Okuyucularım!
Yeryüzünde Türk Cumhuriyetleri'ni müstemleke yapan, yıllarca onları sömüren,
halkını işçi ve köylü kategorisine sokup alkolik yaparak uyuşturan,
dünyanın
en çok çocuk porno filmleri çekilen, Almanya'yı bölen, Azerî ve Çeçenler'e
kan kusturan, rüşvetsiz adım bile atılamayan, halkını fuhuş batağında
Nataşa adıyla dünyaya saçan,
çalıntı teknoloji ile nam salan, alkolik
devlet adamlarıyla ünlenen, devrim adı altında milyonlarca
mâsum insanın
katili olan, PKK'ya ve Ermeni militanlarına kamplar açıp binlerce suçsuz kürt
soydaşımızın katline sebep olan, Türkiye'mizi de müstemleke yapmak
isteyerek topraklarımıza göz dikmeye
devam eden ve memleketimizin etrafını
ortodoks çemberiyle daraltmaya çalışan
Sovyetler Birliği'nden daha faşist
zihniyette bir ülke görebiliyor musunuz?
Grevin altıncı günü
gazete haberi.

 | Şu düşünce ve ifadelerine katılmamam
mümkün değil...
Düşünmek kadar güzel, düşünmek
kadar korkunç,
düşünmek kadar dinlendirici ve çıldırtıcı bir nesne olmasa
gerek, diye düşündüm.
Doludizgin, önceden öğrenilmişlere dayanmayarak, korkmadan düşünmek!
Ben, bu işi kıvırabilecek babayiğitlerin yeryüzünde sanıldığından
az olduğunu sanıyorum.
Orhan Selim - Düşünmek/Akşam
Gazetesi, 28.01.1935 |
|
DİNÎ PROPAGANDA
Marksist ve materyalist inancı gereği Allah ve ruh'un varlığını redddettiğini
yukarıda kendi ifadelerinden anlamış olduğumuz Büyük Şâir'imiz Nâzım
Bey'in
dinî sansür hakkındaki görüşlerini öğrenmek istersiniz diye düşündüm.
Sinemaları sansürden geçiriyoruz, fakat
hangi nokta-i nazarla?..
Din propagandası giriyor, San Fransisko filmi baştan başa bir din propagandasıdır.
San Fransisko halkı dinsizdir, Allah onlardan intikam
almak, onları hak yola getirmek için şehri bir zelzele ile yerle yeksan etmiştir.
Daha bunun gibi çok misaller bulabiliriz.
Sinemaları sansür etmek, onların propagandalarına âlet olmamak demektir.
Foks Jurnal ve sinema filmleri şuurlu bir sansürden, muayyen nokta-i
nazarlarla geçmelidir.
Adsız Yazıcı - Foks Jurnal/ Tan Gazetesi,
01.03.1937
Yoksa siz ey müminler,
kendinizden evvel geçenlerin halleri hiç başınıza gelmeden Cennet'e
gireceğinizi mi sandınız?
Onlara öyle ezici sıkıntılar, kımıldatmaz
zaruretler dokundu ve öylesine sarsıldılar ki,
hatta peygamber ve maiyetinde iman edenler :
« Allah'ın yardımı ne zaman olacak? » diyesiye
kadar ...
Bilin ki Allah'ın yardımı muhakkak yakındır.
Kur'ân-ı Kerîm/El' Bakara Sûresi (Sûre : 2, Âyet : 214)
Ey müminler,
sizi biraz korku,
biraz açlık, biraz da mallardan,
canlardan ve mahsûllerden
yana eksiltme ile,
and olsun imtihan edeceğiz.
Ey Habibim, sabredenlere müjdele.
Onlar , o kimselerdir ki, kendilerine bir belâ geldiği
zaman teslimiyet göstererek :
« Biz Allah'ın kuluyuz ve yine O'na döneceğiz
» derler.
O teslimiyet gösterip Rab'bine sığınanlar üzerine, Rab'binden mağfiret,
rahmet vardır;
ve işte onlar, hidayete ermiş olanlardır.
Kur'ân-ı Kerîm/ El' Bakara Sûresi (Sûre : 2, Âyet : 155 - 157)
Bu bir inanç meselesi.
Olayın bir fizik, bir de metafizik yönü
var.
Eğer idealist düşünceye sahipseniz
olayı metafizik yönden çözmeye, materyalist düşünceye
sahipseniz fizikî
yönden halletmeye çalışırsınız. Ben hem fennî ilimlerle hem de fizik ötesi
âlemin kurallarına göre olayı birlikte çözmeyi ve değerlendirmeyi tercih
edenlerdenim.
Kısaca düşüncenin sansüre tâbi tutup,
zincire vurulmasına karşıyım...
Nâzım'ın
3 Eylül 1931'de
Piraye'nin kardeşi Selma'ya
imzalayıp verdiği bir fotoğrafı.
 | Şu düşünce ve ifadelerine katılmamam
mümkün değil...
Mektep kitapları meselesi, fiyat bakımından,
halledilmemiştir.
Evet, neden, sınıflar yükseldikçe fiyatlar artıyor? İş
tamamen tersine olmalı.
Orhan Selim - Mektep Kitapları Yolsuzluğu/Akşam
Gazetesi, 18.10.1936 |
|
TAASSUP
Katolik Kilisesi musikinin haram olduğunu,
mukaddes bir yerde musiki çalınamayacağını iddia ederdi.
Protestanlar on dokuzuncu asırda musikiyi, yirminci asırda dansı kiliseye
soktular.
Câminin musikiyi menetmesi, musikinin ancak tarikatlarda
yer bulması,
o zamanki taassubun bir neticesiydi.
Adsız Yazıcı - Üniversite Bir Manastır mıdır?/
Tan Gazetesi, 23.03.1937

Câmiye ibadet maksadıyla değil de nefsi tatmin amacıyla gidecekseniz
cemaatı önce defle, sonra orgla, daha sonra sema ile daha sonra da oryantal
dansla
neş'e - i muhabbete davet edebilirsiniz. Ne dersiniz? Hele bir kapıyı açıverin...
Bahtsız Mevlâna Celâleddin Rûmî! Seni câmi oryantali olarak mı anımsayacaktık?
|
"Gel!
Gel!
Ne olursan ol gel!
İster kâfir, ister mecûsi, ister puta tapan ol, gel.
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir,
Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan yine gel."
|
Gel
! Gel !
Ne olursan ol gel !
Kâfir, putperest, ateşe tapan mecusî olsan da gel !
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da gel !
Bizim kapımız ümit kapısıdır
Nasılsan öyle gel !
|

 | Şu düşünce ve ifadelerine katılmamam
mümkün değil...
Her yazıcı elinden geleni yapsa, taşlı tarla ayıklanırdı.
O ayıklandı mı, ondan sonra dil toprağımızın verimliliği
artardı...
İyice ayıklanmış, sürülmüş, nadas edilmiş tarlaya dilediğimizi
daha kolaylıkla ekebilirdik.
Avdet, müteakip birer ufacık sözdür ama, onlar ayıklanmadan
yerlerine temizi, bizimkisi konamaz...
Orhan Selim - Biraz Daha
Özene Bezene Yazsak/Akşam
Gazetesi, 13.11.1934 |
|
Kemal Tahir, Nâzım
Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı
Çankırı Cezaevi'nde.
BEDREDDİN - BÖRKLÜCE
MUSTAFA - TORLAK KEMÂL DESTANI
AHMEDİN HİKÂYESİ
- İsa peygamberin ölüsü etiyle, kemiğiyle, sakalıyla dirilecekmiş.
Bu yalandır.
Bedreddinin ölüsü, kemiksiz, sakalsız, bıyıksız, gözün bakışı, dilin
sözü, göğsün soluğu gibi dirilecek. Bunu bilirim işte... Biz
Bedreddinin kuluyuz, ahrete, kıyamete inanmayız ki, dağılan
fena
bulan bedenin yine bir araya toplanıp dirileceğine inanalım. Bedreddin yine
gelecek diyorsak,
sözü, bakışı, soluğu bizim aramızdan çıkıp
gelecektir, diyoruz.
Nâzım Hikmet - Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
(Şiirler 2) - Ahmedin Hikâyesi - Adam Yayınları,
XIV. Basım, Ocak/1998, sh.265.
Materyalist
düşüncenin bayraktarlığını yapan Nâzım'ın
Şeyh Bedreddin'le ilgili anılarında neden ruhanîyâta el atıp, erenlere karışmak
ihtiyacı
hissettiğini anlayamadım. Hem maddiyundan olduğunu iddia eder,
hem de Giritli keşiş gibi, üstüne üstlük aradan asırlar geçmiş iken,
Börklücenin denizleri sessizce aşan müridiyle konuştuğundan dem vurmaktadır.»
Nâzım Hikmet - (Şiirler 2) - Şeyh Bedreddin Destanı
- Adam Yayınları, XIV. Basım, Ocak/1998, sh.227 - 259.